|
Bekir KEŞMER
HERKESİ DÜŞÜNDÜREBİLECEK BİR KONU
Sizinle, Örnekler vererek ve kıyaslama yaparak Tirebolu
düşüncemi paylaşmak istiyorum.
Bakınız Türkiye'de Türkcell’in kuruluş örneğine bir bakalım.
80'li yılların sonunda genç Türk girişimcilerden Murat Vargı'ya bir İsveçli
bir firma, GSM işinden söz ediyor, Murat da hemen bu fikri ben Türkiye'ye
getirmeliyim diyerek kolları sıvıyor. Bu işi başlatmak için gerekli olan tek
şey sermayeydi ve Murat Vargı sermaye için önce Türkiye'nin en büyük
şirketlerinden Koç'a gidiyor. Bakın o zamanlar cep telefonu Türkiye'de yok
ama dünyanın diğer ülkelerinde kullanılan bir sistem, yani çalışacağı kesin
bir sistem. Koç şirketinin verdiği cevap ne sizce? "Bu iş olmazzzz" Pekiiii
Koç şirketi bu iş olmaz derken Murat Vargı'ya güvenmedikleri için mi olmaz
diyor? Öyle olsaydı Koç hemen kendi araştırmasını yapıp kendi bir GSM
şirketi kurardı ama neyazıkki hayır. Türkiye'nin o zamanlar en profesyonel
şirketlerinden, onlarca danışmanı olan Koç bu "fikir" için olmaz diyor...
Onlara göre zaten herkesin ev telefonu var, her şeyden önce cep telefonuna
ne gerek var ki? Murat Vargı bu sefer Sabancı grubuna gidiyor. Oradan gelen
cevap ise: "ne gereği var"... Yıllar sonra rahmetli Sakıp Sabancı durumu
kendi üslubu ile şöyle özetliyor; "İçimiz yanıyor ağam... İçimiz". Neyse ki
Murat Vargı yılmıyor ve fikrini Çukurova grubuna sunuyor ve fikrini
sunduktan tam 6 yıl sonra nihayet "evet" cevabını alıyor ve 6 ay sonra
Türkcell kuruluyor. 6 yıl sonra gelen "evet" bile Çukurova holdingin sahibi
Mehmet Emin Karamehmet’e milyarlarca dolar kazandırıyor.
Bakın Türkiyede cep telefonu kullanımı fikrinden
bahsediyoruz, bahsettiğimiz öyle aykırı veya daha önce hiç denenmemiş bir
fikir de değil. Bu fikre bile Türkiye'den bu kadar çok "ne gereği var"
deniyorsa ve TİREBOLU için, aşağıda belirteceğimiz BU FİKİRLERİN NE GEREĞİ
VAR? Deniyorsa gerisini Tirebolulu ve yöre halkımız olarak siz düşünün.
Biliniz ki yıllar sonra Tirebolulu, hatta Türkiyeli olmayan yatırımcılar
gelir, Tirebolu’ya bu belirteceğim fikirleri uygulamaya çalışır. Bizde bakıp
dururuz. Tıpkı İstanbul’un Şile ilçesi gibi.
TİREBOLU’DA VE HARŞİT VADİSİ’NDE YAPILABİLECEK SPOR TÜRLERİ.
Dünya’da yapılarak büyük yoğunluğun ve coşkunun yaşandığı spor
türlerini, Tirebolu içinde düşündüğümüz de; Tirebolu’da Nehir, Deniz, Dağ,
Orman, girintili koylar ve nice güzel yerler olması sebebiyle,bu spor
çeşitlerinin yapılmasına Tirebolu’nun ne kadar müsait bir yer olduğunu
anlıyoruz. Dünya’da yapılan ve Tirebolu’ya çalışılarak ve Tesislerinin
yapılarak kurulabilecek spor türlerini sayalım da biraz gülelim, sonrada
düşünelim.(“Olmayacak işleri yapmakla ve yaptırmaya çalışmakla bir yere
varılmaz” demeyelim.Sadece belgesellerde seyretmekle kalmayalım.)
Rap Jumping: Bu spor kafa üstü bir şekilde yüksek bir yerden
aşağıya doğru asılarak gerçekleştirilir. Wanaka ve Quenstown’da bu sporun
yapıldığı önemli merkezlerden olup Harşit vadisindeki dar geçiş noktalarıda
bu spora müsaittir.Tirebolu ve Karadeniz halkı ağaçtan düşme olaylarına
alışkın olduğuna göre bu spora meraklılar çoğalır.Kuşkaya’daki kayalıklara
böyle sistem yapılarak Harşit nehri bu spor yerli ve yabancılara zevkle
yaptırılabilir. Tirebolu’da buna çok müsait olup,bu spor için ucuz yatırımla
büyük kazanç sağlamak isteyenlerin Tirebolu’yu tercih etmesi için, Tirebolu
bağlantılı Yetkili kişilerin çalışması gerekir.
River Sledding: Nehirlerde politren kızak veya benzeri bir
tahta ile yapılan spordur. Daha çok Romgitaiki Irmağı’nda yapılır. Rahmetli
Vali Recep Yazıcıoğlu Çoruh ta bu tür sporu bizzat kendisi yapıyordu. Eymür
Köyü veya Aslancık köyü başlama noktası olmakla bu spor çok güzel
yapılabilir. Harşıt nehri sebebi ile Tirebolu’da buna çok müsait olup,bu
spor için ucuz yatırımla büyük kazanç sağlamak isteyenlerin Tirebolu’yu
tercih etmesi çok önemlidir. Tahtadan araba yapıp oynadığımız zamanları
geride bırakarak bu spora yönelebiliriz.Soran olursa da “devir böyle” deriz.
Paragliding (Havada Kayma): Havada uçarken paraşütle elden ele
geçmenin amaçlandığı ve yapıldığı bir spordur.Tehlikeli gibi görünse de
alışana kolay olur Yurt dışında Quenstown ve Wamaka yakınlarında yeni
başlayanlar için kurslar açılmıştır.Ülkemizde Çeşme ilçesinde buna benzer
yapılıyor.Tirebolu’da bu kurs açılsa, İnköyü’nden başlanıp Kovanpınar’a
geçilse mükemmel olur.Tirebolu’da buna çok müsait olup,bu spor için ucuz
yatırımla büyük kazanç sağlamak isteyenlerin Tirebolu’yu tercih etmesi çok
önemlidir.Sonra bizim milletimiz “yere sığmadılar havada gezmeye başladılar”
derler ama desinler…
Jet Boating: Bu spor özel olarak güçlendirilmiş jet motorlu
botlarla yapılan gezileri içerir.Hatta Manavgat çayında Manavgat şelalesi
yakınına kadar sandallarla turlar yapılıyor.Her yaştan insan için uygun ve
heyecan vericidir, tüm nehirlerde yapılabilmesi mümkün olan bir spordur.
Harşıt’ın çılgın çağlayanlarında çok mükemmel olur. Tirebolu’da buna çok
müsait olup,bu spor için ucuz yatırımla büyük kazanç sağlamak isteyenlerin
Tirebolu’da bunların tesislerini kurmayı tercih etmesi çok önemlidir.Bu
yapılmaya başlarsa Harşıt vadisindeki Yaşlılar sağa sola katırla değil
nehirde bot larla giderler. Fırdık makina motorları, çoklarının samanlığında
beklide çürüyor. Ama o motorla şu an helikopter yapıp uçuran bile var.(Çok
gülmeyin)
Zorbing: Bir kayışla bağlanmış, şişirilebilen şeffaf bir topla
oynanıyor. Top çimlerle kaplı bir tepeden nehre doğru yuvarlanır.Fındık
dallarına vurur derseler, tesisini yapalım deyiniz.Harşıt nehri buna çok
müsait olup,bu spor için ucuz yatırımla büyük kazanç sağlamak isteyenlerin
Harşıt Nehrini tercih etmesi,Nehrin kenarında Fındık arazisi olanların
,arazilerinin değerlendirmesine yol açar.(Böylelikle arazi hastalığına
yakalanmış yaşlılarımız ömürlerine bir ömür daha katar). Derede denizde top
oynamaya düşkün çocukları olan halkımız bunu yaparsa Türkiye’de ilk olmuş
olur.
Dalgıçlık ve Dalış: Dünyanın çok yerinde bu kurslar vardır.İlgi
çok fazla olduğundan çok önem kazanmıştır.Tirebolu’da bu spora deniz çok çok
müsaittir.Dış Ülkelerde Buzların içinde dalış eğitimi verilirken,Tirebolu
gibi mükemmel yerde bu kursların olmaması büyük eksikliktir.Tirebolu’da
kurulsa denizde boğulanlar azalır,yüzmek isteyen çoğalır.Çocuklar önceden
araba şamiyerleri bulup yüzme öğrenirlerdi, bu kurslar kurulup yarışlar ve
müsabakalar düzenlenirse bu eksiklik ortadan kalkar.
Yunus Balıkları ile Yüzmek:Avustralya taraflarında Adalar
Körfezi’nde, Auckland’ın kuzeyinde yunus balıklarını izlemek ve onlarla
birlikte yüzmek mümkündür. Whakatena, Coromandel Yarımadası ve Güney
Adası’nda Kaikoura bu etkinliğin yapıldığı yerlerdendir. İstanbul Boğazından
Yunuslar şov yaparak geçiyor ve Karadeniz’de kaybolup gidiyorlar.Tirebolu’ya
yunus balığı çiftliği ve havuzu kurularak işletilirse rağbet çok olur ve
büyük verim alınabilir.Akdeniz’de birçok tesislerde bu havuzlar var.
Tirebolu’da buna çok müsait olup,bu spor için ucuz yatırımla büyük kazanç
sağlamak isteyenlerin Tirebolu yu tercih etmesi çok önemlidir.Tirebolu’ya bu
bir gelse,bunu ilk gören yaşlılarımız “Anaaaaam şaş da gal!...” diye hayrete
düşerler.(çok gülmeyin)
Yatçılık: Yatçılık en popüler sporlardandır.Dünyada birinci
olarak Auckland tekneler şehri olarak adlandırılır ve dünyanın bu sporun
yapıldığı en iyi yerlerinden biridir.Akdeniz sahilinde bu çoktur Karadeniz
sahilinde yoktur.Temennimiz Tirebolu’da da olur. Tirebolu’nun Koyları çok
güzel olduğundan küçük de olsa bir yat limanına ihtiyacı vardır.Yabancılar
“Alanya’da bir dairem birde yat ım var” diyorlar.Tirebolu’da niye
demesin?Tirebolu’da buna çok müsait olup,bu spor için ucuz yatırımla büyük
kazanç sağlamak isteyenlerin Tirebolu’yu tercih etmesi çok
önemlidir.Alanya’da böyle uğraşan çok yabancı olduğu halde Alanya halkı
kendi Yörük gelenek göreneklerinden hiç taviz vermemiş.Korkmayın Tirebolu
yabancılaşmaz.
Surf Rafting: Ziyaretçilerin deneyimli rafterlere, dalgalarla
çarpışırken eşlik etmesidir. Bu arada diğer ziyaretçilere kıyıya yakın bir
yerden sporcuları izleme imkanı sunar. Sporun yapıldığı ideal
yerler;Tirebolu’ya çok benzeyen Kuzey Auckland yakınlarındaki Piha Plajı ve
Güney Adası’nda Dunedin yakınlarındaki Otago Yarımadası’dır.Tirebolu’da
yapılırsa galiba Türkiye’de ilk olur. Körliman sahili de buna
müsaittir.Tirebolu’da buna çok müsait olup,yerli halkımız bile dalgalarla
yüzmekten zevk aldığına göre, Tirebolu’da bu sporun yaptırılması çok
önemlidir. “Zengin arabasını dağdan aşırır Fakir yolunu düzlük de şaşırır”
diye bir söz var.Zengin Tirebolu’da bu sporu yaparsa dalgalar bile yolunu
şaşırır.
Rüzgar Sörfü: Bu spor Wellington çevresi, Taupo, Auckland ve
Adalar Körfezi’nde yapılırken kayaking ülkenin her yanına yayılmıştır.
Türkiye’de Akdeniz Ege sahilinde çok olduğu gibi Marmara denizinin Tamamında
çok yapılır.Ama maalesef Türkiye’nin her tarafına yayılmamıştır.Tirebolu’da
kiseburnu ile plaj arasındaki açıklık bu spor için vazgeçilmez unsurdur.,bu
spor için,Tirebolu’nun koy ları manzarası bu sporu yapanların iştahını
daima kabartır.
Helli-Sking: Gezginler patika olarak dağa tırmanırmaları için
Ağaçbaşı müsaittir ve Şantiyede Manzaralı bir otel olması şarttır (Abant’ta
olduğu gibi).Kar sahil kesimimizde erken erise de Ağaçbaşı’nda erken
erimez.(Doğuda eksi 40 da hayat sürenler çok).Yaylalar vazgeçilmez
unsurdur.Ağaçbaşı’na Kayak tesisi kurulması çok önemlidir.Eskiden kar
yağınca naylon alıp üzerine minder koyup dik aşağı kayardık,üzerimiz
ıslanınca da eve gelip uslulardan dayak yerdik.Bu spor gelmekle medeniyet
geldiği kabul edilir ve böyle vaka lar ortadan kalkabilir.
Buzul Kayakçılığı ve Yürüyüşü: “Bu da nerden çıktı?” demeyin.
Bu spor Bizim Akılbaba ve Çakıldağ tepelerine benzeyen Güney Alpleri’ndeki
Tasman, Fox ve Franz Josef buzullarında yapılabiliyor.Akılbaba ve Çakıldağ
buzamana kadar çobandan başkasını görmemiştir.Bu çolanlarda ikisi bir araya
gelip, aralarına bir deynek alıp,giydikleri Trabzon lastikleriyle kayak
yaparlardır.Bu zamandan sonra bari bu sporu görsün diyoruz.Nasıl olacak?
derseniz.Akılbaba-Çakıldağ tepesi boş duruyor,En azından buraya Teleferik
sistemi yle ulaşım sağlanarak değerlendirilmesi gerekir.O ise nasıl olacak
diyen Boynuyoğunlu lardan öğrensin.
Güreş Sahası:Türklerin Ata sporu olan ve yapılış tarihi eski
çağlara dayanan Güreş,Tirebolu’ya sahası açılıp kurulduğu takdirde Karadeniz
delikanlısının unutamayacağı bir spor olur.Edirne Kırk pınar yüzyıllardır bu
sporu yapıp Dünyaya tanıtıyor.Harşıt nehri nin denize kaynaştığı noktanın,
ya sağına yada soluna güreş sahası yapılırsa Bu sefer Tirebolu, Karadeniz
yiğitlerinin toplandığı ve ağalarının seçtiği yer olur.Bu yapılırsa
Kırkpınar bile rakibimiz haline gelir.Tirebolu Coşkusu Büyük olur.Gençler
için okey veya tavla oynamaktansa güreş tutması daha mükemmel dimi…
Dağ Bisikletçiliği: Tirebolu’da elbette bisiklet satan yer
vardır.kolayca da kiralanabilir. Özel kurslar kurulursa, meraklılara
dağların zirvelerine tırmanma fırsatı tanır,köy yollarımız dik ve toprak
yollar.. (Dünya’da Ruapehu Dağı, Otaga Yarımadası ve Remarkables Range
semtlerindeki gibi). Bu spor esnasında başlık takmak zorunludur.
Bisikletçilik esnasında kullanacağınız bisikletleri bizim çift kabin 80
model fort minibüslerle başlangıç yerine taşınabilir.Kovanpınar ile
İnköyünde yapılsa yeter.Yeter ki bununda bir kursu ve tesisi olsun.(sakın,
“Ölme eşeğim ölme… veya, bunlar biz öldükten sonra ancak olur” demeyin.)
Golf:Tirebolu çok yağış aldığından bu sporun sahasının
yapılmasına çok müsaittir.Körlimandeki Üniversite gençliğinin vazgeçilmez
tutkusu olur.Harşıt nehri çok yakın olduğundan saha sulama ve çimlenme
problemi de olmaz.Bu sporla Tirebolu yabancıların Karadeniz’de tek düşündüğü
yer olduğu gibi sürekli uğradığı yer de olur. “Vay be Tirebolu nelere tabii
ymiş te haberimiz yokmuş” diye düşünmeyin.Hep ümitle yaşayın.
Bu saydıklarımız Tirebolu’da gerçekleşirse, Tirebolu Paris
olurmu? Evet olur.Turizm ve doğa merkezi olurmu? Evet olur. Biz sadece
Fındık’la tanınmışız. Bunun nedeni de Dünyada iklim bakımından en tatlı
fındığının bizim yöremizde olması. O da olmasaydı Anadolu’da yoksulluktan
boşalan yerler gibi herkes dağılır kimsede Tirebolu’ya bakmazdı. Tirebolu
gibi yerler Türkiye’de çok az. Tirebolu’da bulunan nimetleri
değerlendirmek, Başka Coğrafya’da Tirebolu bulunmadığını bilmek, Tirebolu’ya
benzeyen yerlerdeki halkın kendi memleketleri için çok çalıştığını görmek,
Çok bozkır ve bir şey bulunmayan memleketlerin bile süper yapılmaya
çalışıldığını bilmek, Japonya’nın atom bombası sonrası çok çalışarak süper
hale geldiğini bilmek ve bu başarıları görmek tüm Tireboluluların
görevidir.Ümitsizlik doğru değildir. Hiç bir zaman, “sürekli yapılanlar boş
diye her şeyin bittiğini kabul etmek” doğru değildir. İşte Turizm
yatırımcıları ve spor yatırım şirketleri Güvenebildiği yerlere gidip, kâr
etmek sebebi ile böyle şeyler düşünerek yatırım yapmak ve kazanç sağlamak
istiyor.Çok çeşitlilik daima çevre insanlarını çeker,bulunduğu yeri
şenlendirir ve geliştirir.Tüm Tireboluların “memleketimin her şeyinden daima
yüzüm gülüyor ve gurur duyuyorum” dediği gibi, yabancıların da “Tirebolu ve
Tirebolulardan yüzüm gülüyor” demesi gerekir.
KATB PROJESİ’’Nİ ANCAK TİREBOLU ZARURİ KILAR.
Katb projesi, Türkiye ile Gürcistan ve Azerbaycan arasında
Bakü Tiflis Kars hattı, Batum sarp Hopa hattı ve Poti Samsun arası gemi ile
demiryolu geçişi olarak yapımı düşünülen demiryolu projesinin adıdır.
Avrasya’’yı birbirine bağlamak ve Ticareti büyük ölçüde rahatlatıp
hızlandırmak amacıyla planlanmıştır.
Ne yazıktır ki planlandığı ve her şeyin hazır olduğu halde
bir türlü yapımına başlanmamaktadır. Orta Asya ve Çin, Ticaret için ağır
taşıma bağlantılarını İran üzerinden Türkiye’’ye ulaşımını güçlükle
yapmakta, Türkiye’’deki limanlara çok zorlukla ulaşmaktadır ve verimi düşük
olmaktadır. Düşünülen Katb Projesi devreye girdiği taktirde bu çok kolay
olacaktır ama şu an hiçbir hareketlilik görülmüyor. Karadeniz, Doğu Anadolu
ve Orta Asya olarak geniş düşünürsek, yıllardır gündemde olan ciddi bir
proje daha var ki, anlayamadığımız nedenlerle dikkate alınmamaktadır. Bu
Proje Tirebolu-Tiflis Demiryolu hattı projesidir. Yıllar önce düşünülen bu
proje, Tıpkı Katb projesi gibi Karadeniz’’den Orta Asya’’ya en uygun ve
maliyeti düşük olarak yapılabilecek demiryolu proje diye düşünülüp
planlanmıştır. Bu Demiryolu projesi hayata geçirilip Tirebolu Limanı
açıldığı taktirde; Kars İlimizden başlayarak tahmini hesaplar ve
Ülkelerarası ticari sevkıyatlar şöyle olur. Denizyolu ile gelip, Karadeniz
Bölgesinden; Anadolu, Doğu ve Orta Asya’’ya Gidecek nakliye Tır’’ları daha
çok Ro-Ro Gemilerine açıklığı sebebiyle Kastamonu Limanını kullanmakta ve
işleri zorlaşıp, yolu uzun olmaktadır. Tirebolu Limanını Ro-Ro Gemilerine
açıldığı taktirde, bu yol miktarının % 50 i kısalmaktadır. Yani karayolu;
Kars’’a göre Tirebolu, Kastamonu’’ya göre tam yarıya inmiş mesafesindedir.
Karadeniz kıyı ülkeleri ve Karadeniz’’den Çin, Orta Asya’’ya ve
Mezebotamya’’ya Ro-ro Taşımacılığı yapan ülkeler, Tirebolu Limanını
kullandığı takdirde yollarının çok kısaldığını ve Harşıt Vadisi boyunca
kolaylıkla ulaşım sağladığını görebilecek, böylelikle büyük kâr sağlamış
olacaklardır. Tirebolu-Tiflis Demiryolu hattı Projesi hayata geçtiği
taktirde, Kars’’a göre tahmini hesap yapılırsa; Tirebolu Limanı Samsun
Limanına göre 3/2, Zonguldak Limanına göre 5/2, mesafe Haydarpaşa Limanına
göre 6/2 daha avantajlı kısa mesafe kullanılmış olacak, böylelikle Liman
bağlantılı demiryolu taşımacılığında Tirebolu, Uluslararası alanda en kârlı
vazgeçilmez unsur olacaktır. Böylelikle çok ciddi anlamda düşünülen Katb
projesine, Tirebolu-Tiflis Projesi kesinlikle dahil edilmeli ve Yapımına
Tirebolu’’dan başlanmalıdır. Bu projenin yapımına Tirebolu’’dan başlanırsa;
Ticari çıkarlarının çok büyük olması sebebiyle Rusya ,Ukrayna başta olmak
üzere Orta Asya ve civar bölgelere gerek demiryolu gerekse karayolu ile
Karadeniz’’den ticaret yapmak isteyen tüm ülkeler; Doğu Anadolu üzerinden
kolaylıkla Demiryolu ve Karayolu ile Karadeniz üzerinden Dünya’’ya ticaret
için açılmak isteyen Çin, Orta Asya ve o bölgedeki ülkeler, ticari çıkarları
ve çok büyük kâr olanakları sebebiyle, Katb projesinin yapımı için daima
uluslararası alanda baskılar ve görüşmeler yapacak, böylelikle Katb projesi
çok zaruri bir hâle gelecektir. Tıpkı Dünyada Panama ve Süveyş kanallarının
çok zaruri olması gibi. Ülkemiz Açısından bakıldığında ise Tirebolu –Tiflis
demiryolu hattı projesi, İç ve dış ticarette kâr oranı hesabı kat kat
artacak, Demiryolu ulaşımında Erzincan büyük kavşak olacak; Katb projesi
içersinde planlanan Giresun-Tirebolu, Trabzon-Tirebolu, Tirebolu Diyarbakır,
Trabzon Rize Hopa Demiryolu Hat projeleri; Tirebolu Tiflis projesi, Katb
projesiyle hayata geçtiği takdirde, yan kollar olarak zaruri hale gelecek,
nice işletilemeyen maden ve petrol yatakları işletilebilecek, ağır tonajlı
taşıma rahatlayıp hızlanacak, Batıdaki Sanayi ağırlığı aynen doğuda
kurulacak ve Doğuya yatırımı hızlanacak, Ülkemizin sıkıntıları çok azalacak,
Dış Politikada Türkiye’’nin imajı ve itibarı çok çok artacak ve bizim
bilemeyip düşünemediğimiz nice kâr odakları ve projeler ortaya
çıkabilecektir.
A.Einstein ne güzel söylemiş: "İnsan aklının sınırlarını
zorlamadıkça, hiç bir şeye ulaşamaz." diye. İşte Ülkemiz daha çok kendi kârı
sebebiyle, sınırlarını Katb ve Tirebolu-Tiflis projesi gibi hayata
geçireceği projeleriyle zorladığı müddetçe, çok büyük yükselme ve gelişmeler
olacağı, yüksek medeniyet seviyelerine ulaşacağı muhakkaktır.
İTHALATTA VE İHRACATTA TİREBOLU’’NUN KONUMU.
Hızla gelişen Dünyada, Ticaret ve Kaynaşma yönünden Ağır Malların geçiş
kolaylığı sağlanması nedeni ile Kuzey-Güney, Doğu-Batı giriş ve çıkış
sevkıyatları için çok projeler düşünülür ama her nedense Tirebolu bölgesel
olarak en uygun ve en ucuz maliyetli geçiş yeri olma özelliği olsa bile hiç
dikkate alınmamaktadır.
Ülkeler arası yapılan anlaşmalarda en çok; Maden, Ham Petrol, Doğalgaz
vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Bu unsurları da Liman, Demiryolu ve Araziye
göre geçiş kolaylığı olan yer durumlarına göre yapmaktadırlar. Buna göre;
Tirebolu’’nun coğrafi konumu düşünülürse, Karadeniz’’den Güney kesimlere
ağır tonajlı sevkıyatların, Boru hattı kullanılarak yapılan sevkıyatların;
Coğrafi konumdan dolayı Tirebolu’’ya ağır tonajı kaldırabilecek vinç bulunan
ve ro ro gemilerine açık olan Liman yapılması halinde, Harşıt vadisinin
getirdiği kolaylık sebebi ve Tirebolu Tiflis Demiryolu Projesinin Hayata
geçirilmesi; Bu Liman ve Demiryolu sayesinde de ağır sevkıyatlar
Tirebolu’’dan Harşıt Vadisi boyunca sağlanması, Ülkemiz için en kolay ve
düşük maliyetli geçiş olacak, çok daha iç ve dış Ticaret kazancı
sağlanacaktır. Orta Asya ve Hazar Havzası Ham Petrol Kaynaklarını, Türkiye
Üzerinden Tirebolu sayesinde Dünya Pazarlarına Açması için, Türkiye'nin
Stratejik Önemini Güçlendirecek ve Boğazların Petrol Trafiğini Azaltacak
Projelerden biri Tirebolu’’dan başlamalıdır. Yani Tirebolu-Ceyhan veya
Tirebolu-Basra veya bu belirttiğimiz her iki proje Tirebolu’’dan başlamak
üzere hayata geçirilmelidir. Tirebolu’’ya yapılabilecek bu projeyle;
Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya hatta Avrasya içinde bulunan tüm ülkeler,
Politikalarına stratejik sinerji sağlayan parametrelerin oluşmasını
Tirebolu’’dan düşünürlerse, bu düşüncelerinin Tirebolu’’dan gerçekleşmesi,
Ülkemiz için büyük kazanç kapısı olacak, kendileri içinde en kolay yoldan ve
çok ucuz maliyetle kısa sürede hayata geçirip bölgesel kaynaşmalarını
düşündükleri gibi sağlayacaklardır. Romanya şirketi Petkom’’un,
Karadeniz’’de bulduğu doğalgaz ve ham petrolün Dünya’’ya sevkıyatı
Tirebolu’’dan yapılmalıdır. Çünkü Bu sevkıyatın Dünya’’ya en ucuz maliyetle
pompalanarak yapılmasına yukarıda belirttiğimiz projeler Tirebolu’’da
kurulduğu takdirde, Tirebolu ve Harşıt vadisi, Karadeniz’’de tek müsait
konumu olan yerdir.Yani Karadeniz’’e açık ve önünde Kop ve Zigana gibi
yüksek dağlar olmadan sadece düz vadi boyunca kolaylıkla hızlı geçiş
yapılabilecek tek yer Tirebolu ve Harşıt Vadisidir. Ayrıca Bu proje hayata
geçirildiği takdirde İstanbul Boğazının yükü çok rahatlayacak, Karadeniz
bölge Ülkelerinin Ortadoğu ve Mezopotamya’’ya açılımı hızlanacaktır.
Ülkemizin; Rusya Federasyonu, Gürcistan, İran, Ukrayna, Kafkasya ve Orta
Asya Türk Cumhuriyetleri ile yapılan ticarette, Tirebolu’’yu transit geçiş
merkezi konumuna getirmesi durumunda; Türkiye’’nin, Karadeniz bölge ülkeleri
arasında Ticaretin hızlanmasını çoğaltacak ve verimliliğin artması
hızlandıracak bir konuma geldiği görülebilecektir. Böylelikle Tirebolu
Limanı ve Demiryolu projesi hayata geçtiği takdirde, Karadeniz bölge
ülkelerinin Avrupa ve Dünya pazarlarına açılmasına, Uluslararası pazarlarla
bütünleşmesine çok büyük imkan tanımış olacaktır. Ürdün, Lübnan, Suriye,
Irak, İran ve Azerbaycan'ın, Karadeniz'in kuzey pazarlarıyla olan
bağlantısını sağlamaya aday en önemli üslerden biri haline Tirebolu
gelmelidir. Bu üs, şu anda Tirebolu dışında düşünülmektedir ama incelendiği
takdirde kendileri için en avantajlı ve kârlı yer Tirebolu olacaktır.
Türkmenistan, ve Özbekistan'ın açık denizlere bağlantısını da sağlamayı
Tirebolu limanı ile planlayıp yapması gerekir. Bu ülkeler bu düşüncelerini
hayata tam geçirmeyi Tirebolu ile sağlayabilmesi kendileri açısından çok
avantajlıdır. Çünkü bu ülkeler gelişmekte olan ülkeler olduğundan en ucuz ve
kolay olarak bağlantıyı Tirebolu’’dan yapması gerekir.
Bu ülkeleri, bu düşünce ve politikalara yöneltmek ve uygulamaya
koydurmak için, Özellikle Dış politika ve Dış ticaretle uğraşan yetkililere
ve hepimize çok büyük görevler düşüyor. İngilizler ne güzel söylemiş: “Büyük
seller küçük kaynaklardan meydana gelir”.İşte Tirebolu, Avrasya’’da çok
küçük etkisiz görünse bile, Avrasya’’da küçük görünen Ticaretleri büyük
Sellere hatta Okyanuslara dönüştürebilecek konumdadır.(Bekir KEŞMER).
TİREBOLU YAYLA YOLLARINA ASFALT YAPILMALI.
Bu mesele yıllardır gündemde. Ama bir türlü tamamen
yapılamıyor. Karadeniz halkı çok çeşitli sebeplerle çoğunluğu gurbette.
Gurbete çıkış yılları 20 seneyi bulanlar hep geri dönme ve yaylaya çıkma
planları yapıyor.
Tirebolu yöresinden olup, emekli olanların çoğunluğu hem
memlekete, hem de yaylaya dönüyor. Yani yayla tutkusu ve şenliği çoğalıyor.
Her insan yaşı ilerledikçe çocukluğunun geçtiği yeri özlüyor ve oraya
dönmeyi düşünüyor. Anadolu’da yaylacılık vazgeçilmez bir gelenek halinde.
Karadeniz dışındaki yaylalar, Karadeniz yaylaları gibi sisli, su bolluğu,
arazi yamaçlığı, doğa güzelliği az olsa bile, bu yaylaların çoğu yolları
asfaltlanmış ve reklamı Dünya’ya yapılır halde. Erciyes gibi. Hatta Tirebolu
yaylalarının dışında diğer bazı Karadeniz yaylalarının yolları asfaltlanmış,
tesisleri yapılmış güzellikleri tüm doğa ve tabiat tutkunları tarafından
dünyaya tanıtılmış durumda. Abant, Ayder, Uzungöl, Kümbet gibi. Tirebolu
halkı daha çok Ağaçbaşı ve Sınırı Gümüşhane topraklarında olsa bile eskiden
beri Kazıkbeli yaylasına çok giderler. Kazıkbeli, bu asfalt meselesi üzerine
çok konuşulan bir yerdir. Şu anda, Kürtün Barajının üzerindeki köylerden
doğru asfalt çalışmaları başlamış, kısmen de devam etmektedir. Tirebolu
halkı bu asfaltı duyunca, diğer Boynuyoğun ve Gelevara yollarını bırakıp, en
azından avantaj diye, Kezıkbeli’ne bu Kürtün yolunu dolaşarak gitmektedir.
İnsan her ne kadar bu yol avantaj diye düşünse bile, bir Tirebolulu olarak,
Tirebolu’dan en yakın asfaltla yaylalara çıkılmalı diye düşünüyor. Bu zamana
kadar bu yayla yolu asfaltının geri kalmasının en büyük nedeni, dik yamacın
çokluğu ve virajların keskin ve çok oluşu sebebi ile, yapım maliyetinin
büyük ve uzun olmasıdır. Peki çözüm yokmu dur? Elbette Arazinin jeopolitik
yapılarını inceleyenler bir fikir beyan etmişlerdir. Benim fikrim ise;
Türkiye gündemine baktığımızda, enerji üretiminde kesin acil yapım
olduğundan, şu anda Gelevara Deresi üzerine baraj yapımı önerilmektedir.
Gelevera Deresi üzerinde önerilen barajın gayesi, düzenleyeceği suyu
Yaşmaklı Baraj Gölü'ne, oradan da Akköy II HES'e aktararak enerji
üretmektir. Bu baraj ne olursa olsun yapılacaktır. Gelevara deresi üzerine
Baraj yapımı başlayıncada, bu baraj suyunu yaşmaklı barajına akıtacak suyun
tüneli de yapılacaktır. Yani dağın altından tünel ile su geçişi
sağlanacaktır. Bu su tüneli yapılacağından; yetkililer, tüneli yapacak bu
firma ile anlaşarak, su tünelini geniş plana alıp, yol planı da yapsa,
kısacası bu tünel hem su, hem de yol tüneli şeklinde bir tünel olarak geniş
yapılsa, hem maliyet çok az olmuş olur, hem de yaylalara bu tünelden
geçilmekle yarım saatte yaylalara asfalt yolu ile çok kısa zamanda çıkılmış
olur. (Daha önce böyle bir mesele, Hopa ile Borçka arasında yaşanmış. Murgul
işletmesinin üretimini Hopa’ya kanaldan geçirmek için Hopa’ya kanal tünelini
yapma sırasında, tüneli yapan şirket daha geniş yaparak size yol yapalım
diye yol önermişler ama kabul eden yetkili olmamış. Kanalı dar bir tünelle
Hopa’ya geçirmişler. Eğer tüneli hem kanal hem yol yapımı olarak kabul
etselerdi şu anki cankurtaran geçit dağ yolu olmayacak, Artvin yolu bu
tünelden geçmekle çok kısa olacakmış. Şimdi çok pişmanlar ve yapımı da o
zamanki fiyatlara göre çok maliyetli). Tirebolu yaylalarına en kısa yol ve
asfalt için benim bu düşüncemden başka uygun plan acaba varmı
bilemiyorum.Varsa hemen uygulanıp, yaylalarımıza kısa ve as1fatl yolun en
kısa zamanda yapılması temennimdir. Eğer hiç bir şey yapılmaz ise, Kürtün
barajı üzerinden yapılmakta olan asfaltlı yol, ne olursa olsun Söğüteli
köyünü takiben Kazıkbeli’ne çıkacak ve Tirebolu halkı da yaylaya gitmek için
bu yolu dolaşma isteğinde olacaktır. Böyle olduğu sürece de yayla
potansiyelini Tirebolu dışında Gümüşhane Kürtün sağlamış olacaktır.
Yetkililer Tirebolu’yu, Yayla turizmine ve halkın yaylaya
kolay ulaşmasına, Şenlikleri değerlendirerek dünyaya tanıtmasına çalışma
düşünüyorlarsa, hiç değilse Tirebolu için ne yapabiliriz? diye
düşünüyorlarsa bu yayla yollarını asfaltlamaya çalışması ve bu uğurda
uğraşmaları gerekir. (Bekir KEŞMER)
TİREBOLU, İSTANBUL’U KISKANARAK KENDİNİ ANLATIYOR
“Şimdi bu nereden çıktı.İstanbul çok büyük olmuş ama Tirebolu Onun
yanında küçük bir ilçe.Bu kıyaslama doğrumu?” diye düşünebiliriz.Peki
sayalım:
İstanbul’da Kale ler var. Ziyaretçisi, film çekenleri,Turist
ziyaretleri, Işıklı havai Fişek gösterileri..daha neler neler.?...Ya
Tirebolu kalesinin ışıklandırması yapılmış ama ziyaretçisi az. İstanbul’da
yeşil tepeler var.Çok güzel turistik tesisler restorantlar
yapılmış,Adalar’da At larla fayton turları yapılıyor.Tirebolu’da tepeler boş
duruyor.Arasıra piknik yapmaya giden belki vardır. Gece ıssızlığında belki
çakal seslerini duyabilirsiniz.İstanbul’da deniz var, Haliç tertemiz olmuş
kanalizasyonlar hep arıtma tesislerine akıyor.Tersaneler var
çalışıyor.Tirebolu dada Deniz var kanalizasyonların arıtması var mı
bilmiyorum.Uzaktan geçen Gemiler o manzaraya bakıp “ah güzel sahilde tersane
olsada bu güzel manzaranın tadına baksam” diyordur. Beykoz’da Koylar var
güzel ve şirin kayıkçılar… ve Balık restorantları.Tirebolu’da kise burnu
koyları ıssız ıssız ağlarken, Tirebolu lu gençler gece saat 02:00 de
Görele’ye işkembe yemeğe gidiyorlar. İstanbul Limanı Dünyayı kendine
uğratıyor.Gözleri Manzarada ve güzellikte kalmış nakliye tırları haremden
Ortaasya ya yola çıkarken “Ah! Tirebolu limanı açılsa hem yolum kısalsa hem
harşıtın tadına doya doya ilerlesem,harşıtın şelale sesiyle motorumun sesini
kaynaştırarak ömrüme ömür katsam, Eymür’de aldığım nefesimin tadını
dünyalara anlatsam” diyordur.Bu söylediklerinide Şoförü bile duyamıyordur.
Herşey lafla değil görüntüsüyle de kendini anlatır.Lafın
tamamıda deliye anlatılır. Tirebolu kendini anlatıyor.Ve… Tirebolu diyor ki:
“Sesimi, güzelliğimi, değerimi, önemimi sağır sultanlar bile duydu, kendi
yöremden olup yatırım düşünenler duyamadı”.
TİREBOLU FINDIĞI
Tirebolu da sadece gelir olarak fındığa ümit bağlamak şart değil
ama günümüzde Fındığı işleyerek değerlendirmek şart olması gerekir.
Tirebolu’da en çok fındık var ama Tarihe baktığımızda her zaman fındık
memleketi olarak anılmamış.
Ünlü Eskiçağ tarihçisi Faruk Sümer’in, “Tirebolu Tarihi”
Kitabını incelediğimiz zaman Tirebolu’da çok şeylerin önceden olduğunu
görüyoruz. “Bu zamanda fındık var ve bu senede fındık olmadı” diye her şey
bitmiş demek değildir.Yani ümitsizlik doğru değildir. Fındığı olmayan
memleketlerde çok çeşitli ürünler yapanlar çok ve Tirebolu gibi, “bu sene
ürünümüz olmadı” diye yakınmıyorlar. Tirebolu’da Fındık çok olsa bile,
fiyatı az diye yakınıyorlar. Fındık’tan Fındık yağı fabrikası, Çikolata
fabrikası, Fındık kurutma ve pazarlama şirketi hiç açan yok. Bakın tarihte
yunanlılar ve Romalılar fındığın değerini Tirebolululardan daha iyi
anlamışlar. Yunanlı hekim Dioscorides de Kitabü'l-Haşayış adlı eserinde
fındıktan yapılan ilaçlardan bahsetmektedir. Fındığı Romalılar Görele'den
İtalya'ya oradan da İspanya'ya ulaştırmışlar.Yani yunanlılar ve Romalılar
fındığın değerini anlamışlar ve derlendirmesini bilmişler. Fındığın değeri
araştırılarak çikolata, bisküvi, şekerleme, tatlı pasta, dondurma imalatında
yardımcı malzeme olarak Tirebolu’da hammadde olarak üretilmeli.
Yani, 1-Tirebolu’da Fındık; Rafine edilip yemeklik yağ olarak
depolanmalı ve pazarlanması Tirebolu’dan yapılmalı. 2- Tirebolu’da Fındık;
temizleyici, nemlendirici ve dağıtıcı olarak depolanmalı ve pazarlanması
Tirebolu’dan yapılmalı. 3- Tirebolu’da Fındık; Gres yağı üretiminde
kullanılmak üzere çıkarılmalı, depolanmalı ve parlaması Tirebolu’dan
yapılmalı. 4- Tirebolu’da Fındık; Koruyucu boya endüstrisinde kurutucu
olarak çıkarılmalı depolanmalı ve pazarlanması Tirebolu’dan yapılmalı. 5-
Tirebolu’da Fındık; Kimyasal tepkimelerde katalizör olarak çıkarılmalı,
Türkiye ve Dünyada bunlar yapılıyor ama Tirebolu’da bunlar merkez yer olarak
yapılmalı ve çıkarılmalıdır.
Çerez olarak da tüketilen fındığın % 90'a yakın kısmı kavrulmuş,
beyazlatılmış, kıyılmış, dilinmiş,un ve püre halinde çikolata, bisküvi,
şekerleme sanayinde, tatlı, pasta ve dondurma yapımı ile yemek ve
salatalarda yardımcı madde olarak kullanılmaktadır. Bunun hammadde üretim
yeri Tirebolu yapılmalı. Yaklaşık beş bin yıldır bilinen fındık, meyvesinden
odununa kadar birçok yerde insanlığa büyük yararlar sağlamaktadır. Fındık
kabuğu ülkemizde özellikle fındık üretilen bölgelerde çok değerli ve yüksek
kalorili bir yakacak olarak kullanılmaktadır. Fındık kabuğu, fındık üretilen
yörelerde değerli ve yüksek kalorili yakacak olarak da kullanılır. Fındık
kabuğundan, kontralit yapılır, boya sanayinde yararlanılır. Kontralit ve
boya imalathanesini Tirebolu’da açan bedavadan kâr eder. Kömürleştirme yolu
ile biriket kömürü, aktif kömür ve sinai kömür elde edilir. Liman işlek
olduğu taktirde de Dünya bunları hep Tirebolu’dan sağlar. Tüm Fiskobirliğin
kabuk depolama merkezi Tirebolu olursa Ordu ve diğer illerimiz, kabuk
yükümüz rahatladı diye sevinir.Yenecek ekmeği taştan çıkartmak, fındığı
Altın gibi değerli yapmaktır. Ayrıca yöremizde fındık odunundan sepet ,
baston, sandalye, çit ve el aletleri yapımında faydalanılır. Bu işi de
Görele çok yapıyor. Bu hususta Görele yi örnek alıp fındıktan bu sanat
üretimini bilmeliyiz. Fındığın bazı türleri park ve bahçelerde süs bitkisi
olarak yetiştirilir. Bunun fidanlığının Tirebolu’da olması şarttır. Fındık
yaprağı, gübre olarak da kullanılmaktadır. Fındık yaprağı, tabii gübre
olarak yeniden fındık bahçesine ve tarım alanlarına döner. Bunun gübre
üretim merkezi Tirebolu olmalıdır. Çünkü bu oluşan devir daim işiyle hem
Tirebolu yararlanacak hemde Ülkemiz yararlanacaktır. Tirebolu’ya Fındık yağı
Fabrikası kurulmalıdır. Çünkü üretim fazlası fındıklar yağlık olarak
değerlendirilir ve Fındık ham yağı rafine edilerek yemeklik yağ olarak,
fındık küspesi ise yem sanayinde katkı maddesi olarak kullanılmaktadır.
Dünya Fındığın önemini araştırıp sunarken Tirebolu’daki üniversitelerimizde
bu araştırma merkezi olmaması Tirebolu olarak büyük eksikliktir. Fındığın
insan vücuduna yararlı karbonhidrat, protein ve yağ ile metabolizmayı
düzenleyen B grubu vitaminlerce zengin bir gıda maddesi oluşu nedeniyle
önemi giderek artmaktadır. En tatlı ve kaliteli fındık Tirebolu’da olduğuna
göre Dünya bunu bilirken bizim bilmememiz ve değerlendirmememizden, Dünya’da
araştırma yapanlar bilip değerlendirmişlerdir. Dünya tüketimi 600.000 -
650.000 Ton / Kabuklu olan fındığın % 80' i çikolata,% 15'i pasta - bisküvi,
% 5' de çerezlik olarak tüketilmektedir.Bu denli Tüketimin can damarı olan
Fındığın üretim ve çıkış yeri Tirebolu Olduğuna göre, Tirebolu’nun Dünyada
adı bile bilinmemesi üzücüdür.
Son yıllarda ülkemizde fındıklardan elde edilen yemeklik sıvı
yağ kullanımı da giderek artmaktadır. Bunları saymakla bitiremeyeceğimiz
belli. Bunların merkezi neden Tirebolu olmasın? Fındığı kırıp içinden altın
çıkacak diye beklemeyelim ama Fındığın içini altın yapmanın yollarını
bilelim. Tıpkı Tirebolu dışındakilerin fındığı araştırıp önemini bildirmesi
gibi
TİREBOLU’YA ASFALT VE BETON ÖNERİSİ.
Hep gelişen ve geliştirilmeyi düşünülen yerlerde, ucuz hammadde
kullanılarak kaliteli ürün çıkarmak ve pazar payının olup büyüyeceği
düşünülür ve bu düşünce uygulamaya konulur.Tirebolu ise buna en kolay
yerdir. Tirebolu halkının çoğunluğu toprak ve arazi düşüncesi ve arazinin
verimi düşüncesindedir.
Halk olarak sadece bu düşünce içersinde olmak, Tirebolu’da
olabilecek diğer yatırım ve verimlilikten tüm yöremizi eksik bırakıyor.
Konum olarak yararlanılan daima büyük ve önemli yerler, hep küçük
işletmeleri çekerler veya küçük sanayiyi sürekli oluştururlar. Tirebolu’nun
ise böyle önemli hususlarından biri Limanının olması diğeri de Tirebolu
konum olarak kavşak noktada bulunmasıdır. Bu iki hususu temel olarak
alırsak, Tirebolu’da bu hususlara bağlı yapılabilecekleri, saymakla ve
tartmakla bitiremeyeceğimiz neler var? Kum var. Su var. Çok şeyler daha var
ama onları zamanla yazabiliriz. Kum’dan neler yapılır, Su dan neler yapılır?
Neler yapılmaz ki? saymakla bitmez. Kum Su’suz, Su’da Kum’suz olamadığı
gibi, su kum katışımlı hammadde olmadan, kumdan yapılan asıl madde olamaz.
Biz bu konuyu Tirebolu’ya göre düşünüp daha çok açalım. Tirebolu ve civar
köy yolları, arazi yapısına göre Resmi hizmetler bakımından çoğu yerleri
asfaltlama planına alınılmaya çalışılmaktadır. Herkes, “ne olursa olsun
yollarımız asfalt olsun, heyelanlı yerlerimize büz atılarak ve beton duvar
yapılarak tehlikeden kurtarılsın” demektedir. Yol, Baraj, Köprü, Havaalanı,
Kavşak, Toplu konut, Büyük Okullar gibi önemli yapım çalışmaları, ülkemizde
ve özellikle Tirebolu yöremizde kesinlikle acil yapılması gereken işler
sınıfında yer almaktadır. Yani Tirebolu yöremiz için, büyük asfalt ve beton
üretim tesisine çok büyük ihtiyaç vardır. İşte bu üretim tesisleri
Tirebolu’ya, yani Demirci köyü kavşak nokta civarına kurulsa, Tirebolulun bu
zaruri ihtiyacı karşılanmış olduğu gibi gelişmekte çok büyük hız kazanmış
olacaktır. Beton ve asfalt sadece tankerlerde gördüğümüz gibi tek katışım ve
basit düşünülmesin. İkisi de yapım ve uygulama konusunda çok çeşitlidir.
İnşaat betonu, Yol betonu, Köprü betonu ve Betondan yapılan her maddenin
betonu farklı olduğu gibi; Yol asfaltı, Havaalanı asfaltı ve daha nice
yapılan yerlerin asfaltı çok çeşitlidir. Ayrıca beton ve asfaltta kalite ve
iklim bakımından yapılışlarına göre çok çeşitlidir. Bunları daha çok kimya
ve inşaat mühendisleri bilip anlamaktadırlar. Şu an liman açılmadan Beton ve
asfalt tesisi kurulursa küçük ve tek olur. İşlekliliği de çok az olur.
Nedeni ise bu tesislerin, işleyecekleri kimyasal ağır petrol ve çimento gibi
hammaddeleri karayoluyla getirmekten çok, uzaktan gelmesi nedeni ile deniz
yoluyla getirilip ve ucuz maliyetle alınıp, Kum ve Su harşıt nehrinde de
hazır olduğundan hemen işlenmesi, tüm istenilen çeşitteki taleplere yok
demeyip, çok çeşitli ve kaliteli beton ve asfalt çıkarması çok önemlidir.
Böyle olduğu takdirde, Asfalt ve Beton üretimi, Anadolu’daki diğer üretim
yerlerine göre Tirebolu’da çok kaliteli ve ucuz olacak, civar İl’ler ve
buralardaki betonla iş yapan şirketler, Tirebolu’yu büyük kârlı pazar olarak
kabul edecekler, böylelikle Tirebolu’ya büyük yığılma olacaktır. Nasıl ki
Ülkemizde Aşkale Çimento veya Karabük Demirçelik adları ile anılıyorsa,
Tirebolu’da bu tesisler kurulduğu takdirde asfaltı ve betonu ile öyle
anılacaktır. Jeopolitik yapı gereği engebeli ve dik arazi olan yöremiz de,
halkımız tüm Asfalt, Yol ve Beton gibi zaruri ihtiyaçlarını çok ucuz olarak
bol bol alacak ve kullanacaktır. Böylelikle her kolaylık, bu Tirebolu Limanı
açılıp tesisler kurulduğu müddetçe de, nice yatırım çeşitleri ortaya
çıkartacağından; mesela Kum olduğundan cam fabrikası kurulması gibi, Liman
olduğundan Kürtün yakınındaki parke taşı çıkaran şirketin Amerika’ya
gönderdiği doğal ve ağır döşeme taşlarını Trabzon limanını bırakıp, Tirebolu
limanından göndermesi gibi işlerlik ve yatırım faaliyetlerinin Tirebolu’dan
yapılması, Tirebolu’ya çok büyük kazançtır.
Bunları Tirebolu’da yapana ve yapmak için uğraşana,
Tirebolu’da hiçbir zaman “Asfalt gibi kirlisin, Katran gibi pissin, yani
zift gibisin” veya “Kafan kum dolu, Beton gibi kafan var” demezler. Aksine
“Su kadar ömrün olsun. Acıların bir kum tanesi kadar küçük, Mutlulukların
Nisan Yağmuru kadar bol olsun.”derler.
TİREBOLU, BOLU GİBİ İŞLEK OLABİLİR.
Tirebolu çevresi hep Orman. Hiç kır alan bulamazsınız. Yüksek
dağların boş tepeleri bile yeşil. Orman işletme Tirebolu yöresinin hemen
hemen her yerinde var.
Ağaç depoları her işletmede görülüyor. Kısacası bu nimet
Tirebolu’da çok var. Bolu’da da var, İnegöl’de de var, Akdeniz yöresinde de
var. Ankara’da yok olduğu halde var. Ama maalesef Tirebolu’da sadece adı var
diğer yerlerde unutulmaz tadı var. Düşüncemi anladınız. Yani Tirebolu’da
Ağacın kendisi var hiç işlem sanayisi yok. Ülkemizde bilinç olarak daha çok
Ağaç ve Orman denilince Bolu, Mobilya denilince İnegöl ve Ankara, Taka
denilince de Trabzon ve Rize söylenir ve konuşulur. Acaba Tirebolu neler
var? denilince neler söylenir? veya ne konuşulur? Yani akıllara Tirebolu’da
üretilen neler gelir? Eee saydığımız nimetlerin hammaddesi, yani üretim
yeri, insan gücü ve sanatının hepsi Tirebolu’da var ama Tirebolu niye
konuşulmuyor? Niye ağaç üzerine sanayi düşünülmüyor? Bolu Ormanı Orman da
veya İnegöl çevresi Orman da Tirebolu Ormanları Orman Değimli? Tirebolu
Ormanları Bolu Ormanlarından neyi farklı? Hemen farkı söyleyelim. Bolu’da ve
İnegöl’de Ormanlarından her türlü Ağaç işleri ve Mobilya yapılır, Kereste
fabrikaları kurulur, işletilir, kalite ve sanat meydana çıkınca, değil
Türkiye’ye, Dünya’ya bile tanıtılır ve pazarlaması yapılır. Hatta İtalya’ya
bile gönderilir. Orada daha çok işlenir, İtalyan malı olarak Ülkemize gelir,
Tirebolu’ya bile ulaşır. Peki Tirebolulular ormanlarından ne yaparlar?
Kalıcı üretim yapmazlar, ancak odun yaparlar. Su oluğu, girebi saplığı, ağaç
kaşığı, çalı süpürgesi gibi şeyler de yaparlar. Onu da daha çok
Tirebolulular değil Göreleliler yapar. Yaş olan ağaçları da kesmeseler bari.
Bende çocukken tahtadan veya odundan araba yapardım. Hatta, yaşlı
büyüklerimiz de, Guzene ve odun soba’sını beğenmezler, Ağaçların kökünü
sökerek ocak ateşi yakıp ısınırlar, böylece çok rahat ederler. Onları
İstanbul Boğazında lüks villaya oturtun, hani “Kuş’u Altın kafese
koymuşlarda vatanınım” demiş ya? Onlarda bu villada ocakbaşı ateşi yok, çit
veya tarlam yok diye kalmak istemezler, çocuklarına ve kendilerine sıkıntı
vererek 80 yaşında oldukları halde rahat durmazlar. Onların Dünyaları
öyledir. Neyse Tirebolu ile Tirebolu’ya benzeyen yerlerin farkı işte budur.
Bu anlattıklarıma gülüyorsunuzdur ama geniş düşünürseniz ağlayasınız gelir.
İnegöl’ün çevresi de orman. Orası Türkiye’nin Mobilya sanayisinin %35’ini
oluşturuyor. Mobilya üzerine 4500 tene işyerinin olduğu söyleniyor.
Tirebolu’da bunun %1 kadar, ağaç ve mobilya sanayisi olsun. “Efendim orada
işlerlik ve arazi yapısı müsait ama Tirebolu’da müsait değil”, veya “akıl
verme para ver” gibi bahane ve eleştiriler çok çıkar. İşte Tirebolulular
olarak biz bu düşünceden kayıp ediyoruz. Körliman ve halkaovalayı
düşündüğümüzde veya hark köyü, göl ağzı, düz köyü düşündüğümüzde çok arazi
yapısı çıktığı gibi büyük sanayi kentlerimizde bir sürü Tirebolulu ve bu
yöreden ağaç işleri ile uğraşanlar ve Tirebolu’ya yatırım yapacak insanlar
var. Ankara Başkent ve ormanı çok olmasa bile büyük ve merkezi şehir
olduğundan, çevresinden çok ağaç hammaddesi çekerek İnegöl gibi kendini
tanıtmış. Tirebolu ormanın kalbi olduğu halde kendini ağaç işlerinde
tanıtamamış. Diyeceksiniz ki ağaç işleme sanayisini kurduk, ne yapabiliriz?
Neler yapılmaz ki… Halk arasında hiç bir zaman “Odundan üretim yapan kişiye,
odun herif veya odun kafalı” demezler aksine çok taktir ederler. Kereste ve
Mobilya fabrikaları kurularak; Toplu olarak parke, sunta, saçaklar, büyük
makaralar, mobilyalık malzemeleri, hazır ağaç evler… ve saymakla
bitiremeyeceğimiz aklımıza gelen her türlü ağaç işletmeciliğinden çıkan
maddeler üretilebilir. Trabzonlular bile ağaçtan yangın merdiveni yapmışlar.
Kayık, sandal ve benzeri olan küçük deniz taşıtı imalat sanayisi kurularak
üretimi yapılıp, kendimiz kullanamazsak bile, Ege Akdeniz gibi turizm
bölgelerine çok güzel pazarlaması yapılabilir. Alanya ve Finike de çok güzel
yat limanları kurulmuş, bizde bu üretimleri yapıp limanlarını kurarak
Tirebolu’yu kayık sandal deposu haline getirebiliriz. Karadeniz’de Rize ve
Trabzon yörelerinde azda olsa bunlar yapılabiliyor. Hiç bir yere pazarlaması
olmasa bile Ağaç sanayisi İtalya’ya ve yurtdışına pazarlanabilir. Bugün
yurtdışına ve İtalya’ya bunu, Limanlarının açıklığı sebebi ile İstanbul ve
Samsun yapıyor. Samsun ve İstanbul’a göre Tirebolu bunun ticareti için çok
ucuz ve büyük kazançlı olacağı belli. Çünkü oralar, çevre illerden maliyetle
toplayıp getiriyor. Tirebolu ise Orman ve Ağaç bakımından merkez halinde
olduğundan, çok ucuz ve kazançlı pazarlama yeri olabilir. Bu düşüncemi
mantıksız bulanlar çıkabilir. Bu gayet doğaldır. Ne yapalım,hiçbir zaman
herkesi memnun edemeyebilirsiniz.
Tirebolu için bu konular üzerine çok eksiklik ve yapılabilecek
güzel şeyler sayabiliriz. Balık, suyun içinde iken suyun kıymetini
anlamadığı gibi bizde, Tirebolu Ormanlarının ve Ağaçlarının kıymetini
bilemez ve değerlendiremezsek, işte böyle Bolu ve İnegöl gibi üretim
yerlerine bakıp daha çoooook çok düşünürüz. Tirebolu’da bulunan her şeyi,
üretim ve geliştirmeyi düşünüp, düşündüğümüzü uygulamaya çalıştığımızda,
Tirebolu’da düşünemediğimiz daha nice güzel nimetlerin ortaya çıkacağı
muhakkaktır.
TİREBOLU SAMSUN GİBİ OLABİLİR.
En hassas konu sebebi ile Tirebolu’nun, Samsun’dan eksik iki
hususu var. Birincisi Tirebolu Limanının işlek olamaması. İkincisi
Tirebolu’da demiryolu eksikliği.
Karadeniz sahil kesiminde Tirebolu’ya yakın olarak üç yer çok
benzemektedir. Samsun, Trabzon ve Hopa. Samsun; konumdan dolayı çok eski
zamanlardan beri hem tren yolu hem de liman bakımından işlek olmuş, sürekli
hızlanarak Anadolu’ya sevkıyat ve işlerlik kazandırmaktadır. Yakın tarihte
de Karadeniz üzerinden gelen doğalgaz kolunun bir ucu Samsun’a
getirilmiştir. Buradan Anadolu’ya dağılımı hızlanacaktır. Ülkemizde her
zaman Kömür, Tomruk, Demir, Çimento gibi birçok ağır maddeleri, ağır tonajlı
olarak taşınan liman ve demiryolu burada olduğundan, bu maddelerin geliş ve
işlek yerleri daima önem kazanıp büyümektedir. İşte Samsun böylelikle önem
kazanmıştır. Ülkemizin doğu kısmı kömür demir ve benzeri gibi ağır maddeleri
en çok güney ülkelerden değil, Karadeniz’e kıyı olan bağlantılı ülkelerden
çok sağlar. Doğu bölgesi daha çok yakacak olarak Rusya Kömürünü kullanır. Bu
nedenle de Doğu bölgemiz, Demiryolu olarak kara denize ulaşmakta sıkıntı
çektiği gibi sadece Samsun’a ulaşmakta ve zaman bolluğu olduğu gibi maliyeti
de yüksek olmaktadır. Erzincan Tunceli Muş gibi o bölgedeki illere Karadeniz
üzerinden gelen ağır maddeler Trabzon limanından sevkıyatı yapılıp zigana ya
tırmanılarak ulaşmaktadır. Bu ise her ne kadar maliyeti diğer ulaşım
yollarına göre düşük ise de zigana yokuşu ve inişi sebebi ile nakliyecilere
ve işletmecilere büyük sıkıntı vermektedir. Harşıt vadisini aklına getiren
ise, Trabzon limanından Gümüşhane’ye gitmek için harşıt vadisini
dolaşacağıma zigana yokuşu daha iyidir diye düşünüyor. Orta Karadeniz
sahilinden doğuya gidecek yolcu potansiyelini de tesis yok ve yolcu çok gibi
sebeplerle yine maliyeti yüksek olmasına rağmen Trabzon zigana bağlantılı
olarak sağlamaktadır. Ama harşıt vadisinden yapılırsa zigana’ya göre ulaşım
iki saat daha kısa olacaktır. Karadeniz’de, ağır tonajlı gemiler, Doğuya ve
Güneydoğuya gidecek mallarını Hopa ve Trabzon limanına bırakır. Daha çok
Erzurum ve Van güzergahına gidecek kömürler ve demir vb. ağır mallar Hopa
limanından sağlanır. İşletmeciler ve nakliyeciler bu nedenle cankurtaran
dağı geçidinde ve Tortum Erzurum arasındaki yokuşta çok büyük sıkıntı
çekmektedirler. Bu tabloya baktığımızda, gerek Doğu ve Güneydoğu
bölgelerimiz için, Trabzon gerekse Hopa’nın işlekliğini elinden alarak ucuz
maliyetle çok karlı olan bağlantılı işlek tek nokta; Tirebolu-Tiflis
demiryolu yapıldığı, Tirebolu limanının büyük gemilere açıldığı, harşıt
vadisine tesisler kurulduğu müddetçe Tirebolu olacaktır.Yani; {Hopa +
Trabzon = Tirebolu} olacaktır. Bakü-Ceyhan boru hattı nasıl hızla bitirildi
ise, Tiflis-Tirebolu demiryolu projesi öyle hızlı bitirilmelidir.Türkiye
içersinde Karadeniz’den, sadece Doğu-Ortadoğu ve Ortaasya ya açılacak en
yakın demiryolu projesi, Tirebolu –Tiflis demiryolu projesidir. Eğer bu
demiryolu bitirilip liman açılıp beraber hizmete sokulursa, Karadeniz’e kıyı
olan ülkeler Doğu ve Güneydoğuya mallarını göndermek için, Hopa ve Trabzon
Limanlarını bırakıp Tirebolu’dan yönelecekler, böylelikle Tirebolu, kuzey
ile güneyin bağlantısının can damarı olacaktır. Jeopolotik konum ve Dünya
gündemi Tirebolu’nun önemini artırıyor ama…..siz düşünün. İşte bu yatırım
Tirebolu’ya uygulanırsa, Ankara’da büyük yankı bulacak ve Şebinkarahisar’a
göre Tirebolu’nun İl olması daha da ağırlık kazanacaktır. Bu konular için
arazi yapısının bozukluğu ve çok engebeli dik oluşu, bu tip yatırımlara
elverişsiz olduğu hep tartışılıyor. Ben bu tartışmaya hayır diyor ve
arazinin müsait olduğunu düşünüyorum. Şöyle ki: Demiryolu bitirildiği ve
liman açıldığı takdirde Gümrük depoları, Doğalgaz ambar depoları, Ağır
konteynır depoları ve daha nice büyük depo ve ambarlar ister istemez
kurulacaktır. Bunların kurulması için Selimağa ve Cintaşı şart değil,
Halkaovala ve Demirci köyü arazileri çok müsaittir. Hep ova olmasa bile
Eymür sırtı veya Boynuyoğun yamacı gibi dik değil, çok hafif dik meyillidir.
Kazma kürekle çit yeri açılıp çamurla duvar yapılacak değil, son teknolojiye
göre büyük plan çizilerek, çok büyük iş makineleri ve hazır betonla mükemmel
yerler açılır ve bu yerler çok değer kazanır. Liman ucu ile Demiryolu ucu
bağlantısı zor olur diye düşünülebilir. Hiç de zor olmaz, çünkü şuan ki
yapılan tünel planına ek olarak demiryolu tüneli, şehir merkezine çok basit
yapılabilir. Japonların Üsküdar a yaptığı gibi. Veya Prof Ahmet Vefik Alp’in
deniz üzerinden çizdiği Pendik–Yeşilköy bağlantısı için Yüzergeçiş projesi
uygulanabilir. Kısacası, yapma niyetinde olan çok kolaylık bulur, yapmama
niyetinde olan da çok bahane bulur. Ayrıca Demirci köyü arazisine, tam düz
yerlerde sıra sıra kurulan işyerleri gibi olmayıp, aralıklı kurulan
işyerleri olacağı için doğa güzelliği de bozulmaz. Bu olmaz diyenler,
havaalanı veya otoyol yapan şirketlere sorsunlar.
Bu anlattıklarımızın gerçek olamamasının nedenini araştırırsak,
herkesin vereceği cevap hep birbirine yakın olur. Dünya ve Türkiye gündemi
belli. Bu gündemi düşünerek Haritanın başına geçip Tirebolu’yu dikkate
alarak; Fiziki haritada Türkiye’ye ve Dünyaya doğru bir bakın, Yolları
Dağları ve Limanları gözden geçirin ve yorumu siz yapın
TİREBOLU’DA MADEN VE MADENSUYU.
Tirebolu yöresinde, genellikle bazı köylerde eski maden yatakları
bulunduğu gibi yöresel olarak acı su dediğimiz, şifalı maden suyu çoktur.
Şimdi gençlerin çoğu gurbete çıktığından fazla dikkate alınmasa bile
yaşlılarımız hep bilirler ve çok içerler, Eski madenleri işletenleri
söylerler.
Anadolu’da bu gibi yerler bulunduğunda çok dikkate alınır.Oralara
inceleme uzmanları getirilir, tamamen incelemesi yaptırılır, tüm faydaları
sıralanır ve hemen değerlendirmeye alınarak halka sunulur. Öyle incelemeler
yaptırılır ki derinleri kaynakları araştırılarak, kaynağı yeterli ve
mükemmel ise kaplıcalar kurulur. Tarihimize baktığımızda Anadolu’da
kaplıcalar pek görülmüyor ama sıcak çıkan sular çok biliniyor ve
kullanıldığı söyleniyor. Bizim Tirebolu yöresi ise tarihimize baktığımızda
ise sıcak su çıkış yeri görülmüyor ama acı su (madensuyu) kullanımı ve
Yabancıların Maden işletmeciliği çok görülüyor. Hatta Kovanpınar köyü
taraflarında maden yatakları açıkta olduğu gibi orada maden isimli mahalle
bile var. Benim bildiğim Çeğel köyü ile Yaraş köyü arasındaki derede maden
belirtileri çok olduğu gibi birçok yerde maden suyu çıkıyor. Hemen hemen her
köylüye sorarsanız kesin bir yerde acı su (maden suyu) olduğunu söyler.
Tarihi incelediğimizde, Espiye’nin yukarısında ve yaylaya giderken Yukarı
Karadere köyü ile Tilkicek arasındaki maden yataklarını yabancıların,
birtakım söylentilere göre de Rusların işlettikleri söyleniyor. Erzurum
Pasinler, Afyon Sandıklı Belediyeleri ve daha nice belediyeler ve
kuruluşlar en büyük gelirini kaplıcalardan sağlıyor. Maden dersek Türkiye’de
birçok ilçeler isimlerini bol madenlerinden almışlar. Hatta yabancılar şu an
bile öyle araştırmalara ve çalışmalara el atmışlar ki Bergama ilçesi,
Almanların siyanürlü altın çıkarması sebebi ile davaları dünya gündeminde.
Türkiye bile Dünyada en değerli ve en çok bor madeninin olduğu yer olarak
konuşuluyor. İnceleme yapıldığı takdirde Tirebolu’da Bor madeninin
çıkmayacağı, kaplıcaların kurulamayacağı nereden malum? Tirebolu’da bulunan
eski maden yakalarını ve maden sularını inceleyip değerlendirilip, yeterli
ise kaplıcalar kurulsa,maden çeşitleri çıkarılıp değerlendirilse ve maden
suyu tesisleri kurulup pazarlanırsa, bunları yapan gerek belediye, gerekse
şirketler çok büyük kâr ederler. Kârları yanında kaldığı gibi işsizliği
azaltıp, Tirebolu’yu kalkındırmada öncü oldukları gibi, Tirebolu’yu Turizme
ve Dünyaya açarlar. Tirebolu’yu Doğa harikası olduğunu ve Tirebolu’nun tüm
özelliklerini çok iyi tanıtırlar. Tıpkı Erzurum Oltu ilçesinin Oltu taşını
Dünyanın tanıması gibi.
İşte günümüzde Anadolu’da ve Tirebolu’da bulunan ortak nimetleri
kıyaslayıp Dünya gündemini düşündüğümüzde, Tirebolu’nun bu nimetleri
değerlendirme eksikliği böyle aklımıza geliyor.(Bekir KEŞMER).
TİREBOLU TİFLİS PROJESİ, BARAJA TAKILMAMALI
Harşıt Nehri üzerinde Kuşkaya’ya yapılacak olan Baraj, Tirebolu
–Tiflis Demiryolu Projesini rafa kaldırmamalı ve tozlandırmamalıdır. Aksine,
her ikisinin İnşaatına birlikte başlanmalıdır. Çünkü Tirebolu’ya ciddi
hareketlilik ve kalkınma getirecek olan Plan, Tirebolu Tiflis demiryolu
Projesinin hayata geçirilmesi ve Tirebolu Limanı açıklığı sağlanılmasıdır.
Enerjinin hiç geri durması yoktur. Ne yapılır yapılır, Enerji
kazanımı için daima ileri adım atılır. Kuşkaya’ya yapılacak Baraja, artık
kesin yapılması gözüyle bakılıyor ama Tirebolu-Tiflis Demiryolu Projesine
her ne sebepse, hâlâ kesin yapılması gözüyle bakılan hiçbir gündem yok.
Sadece düşüncelerde olan konu olarak duruyor. Harşıt Nehri üzerinde
Kuşkaya’ya kırk sekiz metre yükseklikte yapılacak olan Baraj, Tirebolu için
çok kârlı olurmu? Evet, olur ama nasıl olur? Şöyle ki, Tirebolu-Tiflis
Projesi ve Tirebolu Limanının açılmasıyla Barajın zaruri kullanımı,
Tirebolu’ya sadece tek başına yapılan Baraj için belki de 100 kat daha kârlı
olur. Çünkü Liman açık olup Demiryolu Projesi hayata geçtiği takdirde,
Yatırımlar ve kârlılık için çok büyük Enerjiye ihtiyaç duyulacak ve Enerji
kaynağı da, yapılacak olan Baraj nedeniyle de hemen Tirebolu’nun ayağının
dibinde olması sebebiyle, Ülkemiz çok büyük kâr sağlamış olacak ve Tirebolu
bölgesel kalkınmada hızlanacaktır. Enerji ucuzluğu, ağır tonajlıları taşıma
ucuzluğu ve Limanı kullanma şartıyla, yatırım yaparak bol kazanç
düşüncesinde olan İşadamları ve Devlet Büyükleri, ancak yatırım ve kâr
sağlama niyetlerine Tirebolu-Tiflis Demiryolu ile Barajın birlikte yapılması
sayesinde kavuşabilirler. İşte bunun içindir ki, Barajın yapımını ihale ile
Zorlu Holdinge veren yetkililer, bir an evvel bu Baraj İnşaatıyla beraber,
Tirebolu-Tiflis Demiryolu İnşaatını başlatmasını kesinlikle bilmelidirler.
Aksi halde düşünülen Baraj Projesi ve yapılacak işler, gelecekte çok eksik
kalacaktır.
Kalkınmada hız kazanan bölgelere bir bakınız; kalkınmanın
sebepleri arasında en önemlisi, o bölge yetkililerinin her yönüyle
ağırlığını koymaları ve daima yatırım konuları için çok çalışarak gündemde
tutmaları sebebiyledir. Ülkemizde ve Dünyada bulunan Sahil kesimlerdeki
büyük gelişmiş İllere bakınız. Hep gelişerek hız kazanmaları, Liman ve
Demiryolunun olması ve birlikte kullanılması sebebiyle olmuştur. Yani
İstanbul, İzmir, İskenderun, Mersin, Samsun gibi yerler, eğer Demiryolu ve
Liman kullanımları olmasaydı acaba böyle olurlarmıy dı?...Sadece Tirebolu ya
da Giresun gibi olurlardı. Bu zamana kadar Tirebolu’ya bir şey yapılmadıysa,
eleştirmenin bir manası da olmaz ama yetkililere iş yaptırtmak için daima
ümitle çalışmak gerekir. Yapılacak işler, çok gecikmiş olsa bile yapılmaya
başladığı an, Tirebolu ve bölgesi için büyük bir kârlılıktır. Ümitsizlik
doğru değildir. Peki, bu Demiryolu projesiyle bu Baraj, nasıl yapılarak
Tirebolu Limanına Demiryolu hattı ulaştırılabilir? Hangi yollar ve
güzergâhlar izlenebilir? Tabiki bu işin Mühendislik alanı çoktur. Jeofizik
ve İnşaat Mühendislerini Tirebolu üzerinde çalıştırılarak büyük planlar ve
kararlar çıkartılarak, Tirebolu üzerinde Gap Projesi gibi büyük Projeler
üretilebilir ve ayrı ayrı mükemmel Planlar ortaya çıkarılabilir.
Benim düşündüğüm birinci Plan; Baraj İnşaatı yükseklik
seviyesine paralel olarak Kuşkaya’nın, İnköyü taraf ki kısmından,
Körliman’daki Karayolu Tünel başlangıcı kısmına kadar, İnköyü sırtının tam
altından direk olarak Demiryolu Tüneli yapılmalı. Neden? derseniz, Harşıt
Nehrine ayrı Demiryolu köprüsü yapmaktansa, Baraj setiyle geçiş, daha az
maliyetle ve kolay yapılır. Tünel olmaz, olsa da maliyetli olur derseniz;
Eğer Dağın içi, Taş ise Tünel yapımı çok basit olur, Toprak ise Tünel yapımı
zor olur beklide olmaz. Eğer bu Demiryolu Tüneli yapılırsa, işte
Körliman’dan şimdiki kullanılan Karayolunun sadece bir şeridi ihlal edilip
Demiryolu hattı yapılarak; Tirebolu içi, şimdiki Otobüs Terminali ve Cuma
Pazarını takiben Limana ulaşılır. Karayolu gasp olur diye düşünmeyin, zaten
şu an Sahil yolu sebebiyle Tirebolu Tüneli açılmak üzeredir.
İkinci düşündüğüm Plan ise; Baraj seti yükseklik seviyesini
takiben Barajın Demirci köyü taraf ki kısmından başlayıp, Hakaovala
kısmından çıkmak üzere Demiryolu Tüneli yapılabilir. Böylelikle
Halkaovala’daki, şimdiki kullanılan Karayolu ile yeni yapılan Sahil yolu
kavşağı doğrultusundan Demiryolu Tüneli çıkıp, şimdiki kullandığımız eski
Karayolunun bir şeridini takiben Köprübaşı ve Köprüyü geçip tam Limana kadar
demiryolu yapılabilir. Çünkü sahil yolu bittiğinden bu yapılacak olan
Demiryolunun, Karayolunu gasp etkisi olmaz.
Bu ikinci düşündüğüm plan, birinci düşündüğüm plana göre
beklide daha kolay ve ucuz olabilir. Tabiki bu konuda, büyük Mühendislik
hesabı ve yapım maliyeti hesabı yapılması gerekir. Bu Planlara göre
Ülkemizde benzer yerler varmı dır? Evet, çok vardır. Mesela, Çoruh Nehri
üzerinde Borçka Barajı yapılmaya başladığı zaman, Murgul Yolunu yan
taraftan, Dağın altından büyük Tünel yaparak bağladılar ve Mükemmel bir
Projeyi gerçekleştirdiler. Tirebolu için bu konuları çok düşünen ağır
yetkili kişiler olduğu müddetçe, benim bilemediğim daha çok güzel Planlar,
Projeler ve fikirler ortaya çıkaracak kişiler çok olur.
Tirebolu için bu konuları çok geniş düşündüğümüzde, belirtilen
hususlar yapıldığı takdirde, aklımıza gelmeyen daha büyük nimetlerin ortaya
çıkacağı muhakkaktır. Benim düşüncem şudur ki; Yatırımlar yaptırtabilecek ve
yaptırabilecek büyük yetkililerin, şahsi siyasi çıkar ve şahsi ekonomik
çıkar düşünüp, Geniş olarak Ülke ve Bölge çıkarlarını düşünmedikleri ve
dikkate almadıkları müddetçe, Tirebolu’ya hiçbir şey yapılmaz. Ama hem
Ülkemiz, hem de Bölge çıkarını düşünüp yatırım yapanlar, hem şahsi hem de
siyasi çıkar sağlamış olurlar. Böylelikle beklentilerinin kat kat üzerine
çıkmış olurlar. Daima yaptıklarıyla da anılırlar. Sanayisi büyümüş,
gelişmiş olarak anılan ve Ankara’da her yönüyle ağırlığı olan İllerimize
bakınız, yatırımları Ülkemiz ve Bölge çıkarını amaç edinerek yapılmış
yatırımlardır. Ve öyle duyguları ve çalışmaları vardır ki, üretkenlik
arayışında oldukları gibi Vergi rekortmenliği konusunda yarış yaparlar.
Vergi, gelişmişlik, sanayi, ihracat gibi konularda Tirebolu’nun adının
geçmesini hangi Tirebolulu istemez ki?...Tirebolu Barajı, Tirebolu Limanı
ve Tirebolu Tiflis Demiryolu’nun daima Dünya gündeminde anılmasını ve Bölge
Ticareti için çok kullanılmasını hangi Tirebolulu istemez ki?...Elbette
bayıla bayıla isterler.
Bu anlattığım Tirebolu için düşünce ve Projeler daima hiçe
sayılıp, dikkate alınmayıp Kuşkaya çöplüğüne atılırsa; Tirebolu, bu Proje ve
düşünce kâğıtlarının çürüklerinin kokusunu ancak havada teneffüs eder.
Fosillerini de, Demiryolu İnşaatına başlanmadan, Liman açıklığı sağlanmadan
ve bu ikisinin işlerliği olmadan, sadece Baraj İnşaatına başlayacak olan
Zorlu Holding’in Kepçeleri alıp temizlerler. Hani, yöremizde olmayacak işler
için söylenen lafların sahiplerine; “onların tantanası sadece kuru gürültü”
demeleri gibi. (Bekir KEŞMER)
TİREBOLU’DA ARAZİ VE İŞ SAHASI KONUSU
Yıllardır gurbete çıkan ve iş düşünen, özellikle
Tirebolulu gençlerin hep dillerinde hep dolaşır, söylenir. “Tirebolu’da iş
sahası yok, arazi sahası yok, Köyler ile Tirebolu merkezinin farkı yok”…
gibi daha nice ümitsiz söylentiler… Hep dinlemişizdir veya düşünmüşüzdür.
Ama yeni gelişmiş, iş sahaları kurularak işlerlik kazanmış ve
merkezileşmiş yerlerdeki söylentilere bakalım. “Buralar daha düne kadar
çalılıktı ve Çakallar bağırırdı. Bizde ara sıra Tavşan avlamaya giderdik.
Ama şimdi Paris gibi Lüks oldu” diye söylentiler çok duyarsınız. Mesela;
Beykoz Kavacık gibi ve buna benzer yerlerde hep bu söylentiler vardır.
Tirebolu’yu ise hep ova gibi olmasa bile, düz arazi veya düz
meyilde olan arazi durumlarını bir inceleyelim; Tirebolu, Tarihi özelliği
olması nedeniyle ve eski insanlarımızın şehirleri yamaç yerlere kurma
özellikleri sebebiyle gerçekten çok yamaç bir yere kurulmuştur. Ama
günümüzde büyük işletmeler kurulması düşüncesi ve birçok kolaylık
düşüncesiyle düz araziler çok çok önem kazanmaktadır. Tirebolu merkezi böyle
olmasa bile, hemen yakınında ve kendi arazi sahası içersinde düz meyilli
olan arazili yerleri çok vardır. Ülkemizde öyle yerleşim yerleri vardır ki
hiç düz arazisi yoktur, öyle de yerleşim yerleri vardır ki hiç dik arazisi
yoktur. Tirebolu’nun arazi yapısında ise, bu her iki özellik de vardır.
Tirebolu’da Espiye taraf ki kısmında, Gölağzı mevkii ve Düzköy civarında çok
düz ve geniş arazi kesimleri olsa bile, biz önem ve işlerlik olma durumu
bakımından, Tirebolu’nun Körliman taraf ki kısmını ve Harşıt Nehri havzasını
ele alalım ve inceleyelim.
Körliman, daha çok Okulların yığılması sebebiyle büyüyor.
Harşıt nehri havzasının İnköyü taraf ki kısmında hiç düz arazi yoktur ve çok
engebeli ve diktir. Harşıt nehrinin demirci köyü ve o güzergâhta olan
kısmına bakalım. Bu kısımlarda sadece Endüstri Meslek Lisesi yanındaki küçük
tepe, Kuşkaya sırtı ve Bedrama kalesi hariç, bu alanlarda bulunan araziler,
tam ova gibi düz olmasa bile Boynuyoğun veya Eymür köyleri gibi hiç değil,
düz alanlara yakın meyilli ve geniş kullanım için elverişli yapıya sahip
arazilerdir. Yani; Tesis, Fabrika, Büyük yapı, Büyük depo gibi geniş yerler
kapsayacak şekildeki yapıların ve yatırımların yapılabileceği arazilerdir.
Ayrıca bu bölgeden, Tirebolu Torul Asfalt yolu da geçtiğine göre, işlerlik
için çok avantajlı arazilerdir. Şu anki görünen durum budur. Böyle olunca,
“Tirebolu arazisi büyük yatırımlar için elverişsizdir veya Tirebolu’ya arazi
yüzünden kim yatırım yapmak ister ki?...” diyenler, düşünmeden çok yanlış
söylemiş olurlar. Kaldı ki tam düz arazi olsa bile yatırım ve işlerlik
olması için çok çok hafriyat, plan ve proje gereklidir. Tabi ki Tirebolu
bölgesine daha çok gereklidir.
Biz bu mekânları birde geleceğe göre düşünelim. Tirebolu’da
Liman açık olup, Tirebolu Tiflis Demiryolu hattı hayata geçirilirse;
Ülkemizde, Limanı ve Demiryolu bulunan diğer yerler gibi Tirebolu’da da
Devlet olarak büyük bir Gümrük Deposu ve Yurtiçine taşınacak malların deposu
kurulacak, böylece Araziler değerlendirilip, büyük Ticaret hacmi Tirebolu’da
genişlemiş olacaktır. İşte bu Depolar için Demirci köyünün bir kısmı ya da
halkaovala arazileri müsaittir. Yani Devletin işleteceği iş olarak Kuşkaya
sırtından aşağısı olan araziler çok müsaittir.
Özel sektörler ve Büyük İşadamlarının yatırımları yığılması
olarak da, Kuşkayadan yukarı kesim olan Hark köyü ve Ören kaya bölgelerine
Arazinin müsaitliği sebebiyle birçok tesisler kurulabilir. Gelecekte de
Zorlu Holding Kuşkaya’ya, kırk sekiz metre yüksekliğinde Baraj yapacak. Bu
Baraj yapımı tahmini beş yıl sürecek olursa, bu süre içersinde büyük iş
yoğunluğu yaşanacaktır. Tavsiyem odur ki, Tirebolu bölgesi genç nüfus olan
halkını bu barajda çalıştırarak en azından gençlere iş kapısı açılması
lazımdır. Demiryoluyla ağır ve tonajlı malların taşımacılığı olacağından,
Büyük Tüccarlar tarafından Büyük ve Geniş depolar kurulması olacaktır. Çünkü
Rusya ve benzeri Ülkeler gibi Karadeniz üzerinden Ticari bağlantılar yapan
Ülkelerden; Tirebolu Limanına Demir, Kömür, Konteynır ve Ülkemizde işlenecek
ağır hammaddeler gelip, Tirebolu’da ağır tonajlı olarak depolanması
sağlanacaktır. Böylelikle Orta Asya, Doğu ve Anadolu’nun bir kısmına sürekli
taleplere göre sevkıyatlar olacak. Yani, Demiryolu sebebiyle nakliye
ucuzluğu olacak. Orta Asya ülkeleri, Doğu ve Anadolu’nun bir kısmı, taşıma
ucuzluğu ve kolaylığı sebebiyle Tirebolu’ya zaruri olarak yönelecek. Bu
nedenle de, Tirebolu’da Arazi yapısının, Karadeniz Bölgesinde ne kadar
önemli ve elverişli tek yer olduğunu bizim yöremizin yetkilileri
anlayamazlarsa bile, Avrasya Ülkeleri tarafından ciddi olarak
anlaşılacaktır.
Harşıt Nehri içersinde birçok, özellikle daha çok
Trabzonluların işlettiği Çakıl-Kum şantiyeleri var. Zamanla da çoğalıyorlar.
Kum ve Çakıl’ı hammadde kullanarak üretim yapan Fabrikaların, şimdiden
yapılacak olan Baraja göre, gerek Enerji gerekse Yol güzergâhları tespit
edilip, arazileri belirlenerek kurulmaya çalışılması çok mükemmel olur.
Harşıt Nehrinin Kum’u Çakıl’ı bol olması sebebiyle büyük beton kalıp tesisi
kurulacak. Çünkü Demiryolunda ağır tonajlı taşımacılık olduğundan,
Tirebolu’ya yakın bölgelerden büyük ihale almış İnşaat Şirketleri,
kalıplaşmış ağır hazır Beton ihtiyaçlarını kolay ve ucuz sağlamak için,
Tirebolu’ya zaruri yönelecek. Ağır taşıma olması sebebiyle demiryolunu
avantajlı olarak kullanabilecektir. Ayrıca, Yapı özelliklerine göre
belirlenen Beton çeşitlerinin üretimi merkezi Tirebolu’da sağlanmış
olacaktır. Böyle böyle daha nice güzel yatırım ve kazanç örneklerini,
Tirebolu Arazisi için düşünüp çok çoğaltabiliriz.
Tarihimizi inceleyip, Tarihçilerimizin araştırmalarını
okuduğumuzda, Şebinkarahisar ilçesi, Tarihte kendisi İl olduğu halde, iki
tane Ordu ve Giresun isminde ki ilçelerini İl çıkarmış, kendisi de ilçe
olmuş. Şimdi yine eski konumuna gelip İl olması için çırpınıp sıkıntı
çekiyor ve bu uğurda da geçmişteki konumunu yakalamak için beklide
Tirebolu’ya göre çok çalışıyor. Yine, Eskiçağ Tarihçisi Faruk Sümer’in
“Tirebolu Tarihi” adlı Kitabını okuduğumuzda da, Tirebolu’nun eski
zamanlarda çok önemli gözde bir yerleşim, İş ve Ticaret merkezi olduğunu
anlıyoruz. Tirebolu eski devirlerde büyük yerleşim ve İş ve Ticaret merkezi
iken, şimdi göç verip işsizlik sıkıntısı çektiği gibi, yukarıda saydığımız
dünyaca önemli olacak nimetleri bir türlü hayata geçirip değerlendiremiyor.
Tirebolu, işsizlik artması ve göç verme sıkıntılarını da, durgun olması ve
belirttiğimiz yatımları yapmaması nedeni ile daima çekiyor. Belkide
Şebinkarahisar kadar sorununu gündemde tutamıyor ve önemini dile
getiremiyor. Tirebolu, eski devirlerde böyle önemli bir yer olduğuna göre,
şimdi niye geçmişteki kariyerini yakalamasın ki?...Günümüzde niye değerli ve
önemli bir merkez olmasın ki?... Niye seviyesindeki olan yerlerden,
gelişmesi için daha fazla çalışmasın ki?...
Yani düşüncem şudur ki; Tirebolu Limanı açık olup Demiryolu
hattı yapıldığı takdirde Tirebolu’ya yatırım için neleri düşünürsek
düşünelim, yatırım için tüm eksiklikler kolaylıkla tamamlandığı gibi, her
düşünülen yatırım büyük kârlılık getireceği kesindir. Liman ve Demiryolunun
Tirebolu’da olması, daha nice sayamadığımız hususları kendine çekeceği, düz
meyilli olan arazileri çok değerlendirip, iş sahaları çoğaltacağı
muhakkaktır. Bu zamana kadar, bu konular düşünerek hep “hayal ürünü” demiş
olsak bile, İnsan hayallerini gerçekleştirdiği an muvaffak olur. Veya
düşündüğü güzel işlerin yapıldığını görünce sevinçli olur. Farabi ne güzel
söylemiş: “Önce doğruyu bilmek gerekir, doğru bilinirse yanlış da bilinir.
Ama, önce yanlış bilinirse doğruya hiç ulaşılamaz” diye. İşte Bu söz
Tirebolu’ya çok yakışıyor.
Tirebolu’da her yönüyle yapılacak ve sonunda da kazançlı
olacak tüm işler için; geleceğe göre geniş olarak iyice düşünülmeden ve
ciddi plan yapılmadan, yapılacak işleri hayal etmeden, hayalleri de
gerçekleştirme yolları aramadan, tüm işlerin temeli atılıp sağlıklı
yapılması gerçek olabilir mi? Yukarıda saydığımız hususlar başka yerde
olmayıp Tirebolu’da olabileceğine göre Tirebolu’ya boş, değersiz veya basit
bir yer olarak bakılabilir mi?
İşte bu düşünceler gerçekleştirilecek olursa; Tirebolu,
Arazisini değerlendirdiği, İşsizliği çözdüğü ve Gurbetçiliği önlediği gibi,
Ülkemizde ve Bölgemizde sürekli iş imkânı olan ve önemli kalkınan yer haline
gelir.(Bekir KEŞMER)
TİREBOLU’DA SAĞLIK İÇİN LOKANTA KURULMASI DÜŞÜNCESİ
Buna hayal ürünü diyolar ama yinede düşüncemizi anlatalım.
Tirebolu Demirci köyündeki harşıt nehrinin bitiş noktasındaki tepeye veya
Kurtköy sırtındaki veya Kise burnundaki belirgin sırtlara, 60 m
yüksekliğinde, Antalya’daki Tünek tepe veya Kayseri beş tepe Lokantası gibi
gökyüzüne Döner lokanta kurulacak ve hem lokanta hemde pastane olarak büyük
tesis halinde çalışacak.
Sonra ne olacak? Bu Lokantada ve pastanede 4 tane
Tirebolu’lunun katkısız yerlisi olan doğal ürün çeşitlerinden yapılmış
hormonsuz yiyecekler hizmete sunulacak. Bu yiyecekleri yiyenler sağlık
yönünden dünyaya yeniden doğmuş olacak, kuş gibi rahatlayacak…Bu 4 doğal
önemli çeşitlerini şimdi sayalım:1-Kivi. 2-Fındık. 3-Et-Balık. 4-Çay. Kivi
den yapılan menülerde neler var? Açıklayalım: Kivi li üzümlü kek, Kivi li
muzlu reçel, Kivi li pay, Kivili yaş pasta, Kivi tatlısı, Kivi li dondurma,
Çilekli kivi li pasta, kivi li kremalı kek, kivi reçeli, kivi li kup, kivili
bomb, kivi li çilekli üzümlü kek, kivili salata, kivi li salepli tart,
çilekli kivi li kup, kivi li portakal suyu. Peki… bu çeşitli nimetleri yiyen
hangi sağlığına kavuşacak? Onuda sayalım: Tirebolu da bir kivi yi yiyende,
bir portakalda olan C vitamininin iki katını alır. Potasyum bakımından da
vücudu zengin olur.Tirebolu da kivi, Sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı
önler, kolesterol seviyesini düşürür, karaciğeri çalıştırır, safra
ifrazatını çoğaltır, kanı temizler, göğüs hastalıklarının tedavisinde çok
faydalıdır, grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağlar, kan
basıncını ayarlar, tansiyonu düşürür, kadınlarda göğüs kanserini önler,
vücudun direncini arttırır, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Tirebolu da
Çocukların dengeli büyümeyi ve gelişmeyi başarabilmeleri için yüksek oranda
vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Tirebolu Kivisi bu diyetin çok
değerli bir parçası olabilir. Tirebolu da Kivi ayrıca çok doğal bir
magnezyum kaynağıdır. Magnezyum kemik yapımız üzerinde çok pozitif etkiye
sahiptir, Böylece Tirebolu pehlivan ları meydanlarda çok güçlülüğünü
sergiler.Ayrıca sinir sistemimiz içinde çok faydalıdır. Kivi özellikle
ergenlik döneminde büyümeyi sağlayıcı İnositol içerir. Kivi özellikle sodyum
ve arginine gibi aminoasitler yönünden zengindir. Bu aminoasitler özellikle
büyüme hormonlarının faaliyete geçirilmesinde ve vücudun kendi kendisini
iyileştirebilme yeteneğinin geliştirilmesinde önemli rol oynar. Tirebolu da
Kivinin diğer meyvelere kıyasla, sağlam bir iskelet sistemine sahip
olabilmek için gerekli olan kalsiyum’da içerdiği bilinmektedir.Kabızlığın
giderilmesi ve düzgün sindirimin olması için Tirebolu kivi si, lifli
beslenme yönünden zengin olmakla birlikte yiyeceklerin bağırsaklarda düzgün
geçişi ne yardımcı olacak lifi içermektedir.Günde bir Tirebolu kivi si
insanı zinde tutar.Bilimsel araştırmalar kivinin musil ve diğer bağırsak
yumuşatıcıların yerine kullanılabilecek doğal bir alternatif olduğunu
göstermiştir.İki adet olgunlaşmış Tirebolu kivi si, müsile ihtiyaç duymadan
zinde kalabilmeyi sağlar. İşte Tirebolu’nun öz kivisini bu lokanta da
yiyenin vücudu bu nimetlere kavuşacak. Lokantada daha ne vardı? Haaaa
Fındık, Fındığın menüsünde neler var? Bakalım; Fındık unundan ekmek,
fındığın çiğ köftesi, fındığın çorbası, Ballı fındıklı yoğurt tatlısı,
Çikolatalı fındıklı kurabiye, Fındıklı un kurabiyesi, Fındıklı meyve
salatası, Kakaolu fındıklı krema, Fındıklı palamutaşa, Fındıklı çörek,
Fındıklı pasta, Fındıklı karışık top kurabiye, Fındıklı ve havuçlu kek,
Fındıklı tarçınlı kurabiye, Fındıklı mürdüm, Fındıklı bisküvi, Fındıklı
patates püresi, Fındıklı cevizli kek, Fındıklı dondurma, Fındıklı nısgat,
Fındıklı limonlu pasta, Fındık ezmesi, Fındık füresi ve nugası , Krokan ,
Vakumlu kavrulmuş fındık (gıdık), Vakumlu kıyılmış fındık (kıyık) Fındıklı
lokum, Fındıklı cezire, Fındıklı sert şeker, Fındıklı akide şeker, Fındıklı
şeker draje, Fındıklı yufka tatlısı, Fındık dolması, Fındıklı süt şekeri,
Fındıklı burma böreği, Fındıklı ıslak kek ve daha neleeeer neler....Bunları
yiyenin vücudu hangi sağlık nimetine kavuşacak? Bunları da açıklayalım.
Fındık ve fındık yağını Tirebolu’da tadan kişide bedeni ve zihni
yorgunlukları olmaz. Vücudu kuvvetli olur. Bu durumda kendini güçlü bir
yiğit zanneder. Hamilelik ve variste de kullanılması çok faydalıdır.
Tirebolu’daki Fındık ve fındık yağının insan vücudunda kemiklerin ve
dişlerin yapımı için gerekli olan kalsiyum kan yapımında görev alan demir
büyüme ve cinsiyet hormonlarının gelişmesinde rol oynayan çinko için en iyi
kaynaklarında birisidir. Ayrıca sinirlerin uyarımı ve kas dokusunun
çalışması için gerekli olan potasyumda zengindir. Tirebolu’da yiyen kişinin
Böbrek ağrılarını giderir. Kum ve tas düşürülmesine yardımcı olur. Barsak
solucanlarını düşürür .Fındıktaki yağ kolesterol oranını düşüren mono
doymamış yağdır. Ayrıca fındıkta damarları koruyan E vitamini bol miktarda
bulunur. Çinko, lif ve magnezyum da içerir. Tirebolu’da Bir avuç fındığa
kuru üzüm katıp gün boyunca atıştırmak, sağlık aç ısından çok faydalıdır.
Fındıkta tek çift bağlı doymamış yağ asidi oleikasidin kanda kolestürün
yükselmesini önlediğinden Tirebolu’da yiyen kişinin böylece kalp-damar
hastalıklarına karşı korucu etki göstermektedir. Kişide Kan yapımı ve ruhsal
sağlık açısından gerekli olan vitaminleri fındık ve fındık yağında önemli
düzeylerde bulunduğundan bu besinin her gün düzenli olarak Tirebolu’da
tüketilmesi Ülkemiz ve Tirebolu çocuklarının ana beslenme sorununa pratik
bir çözümdür. Tirebolu’da Fındık ve fındık yağı E vitaminin bilinen en iyi
kaynağı olduğundan Bu vitaminin kalp ve diğer kasların sağlığı ve üreme
sisteminin normal çalışması için gereklidir. Kandaki Alyuvarların
parçalanmasını önleyerek yine Ülkemizde ve Tirebolu’da kansızlığa karşı
koruyucu etki oluşmasını önleyerek veya oluştuktan sonra onları etkisiz hale
getirerek kanser hastalığına karşı koruma yapar.Yani Tirebolu’da kanser olan
birazcık daha uzun yaşayabilir. Bu duruma göre Tirebolu’da günde en az bir
avuç fındık yiyen bir insanın enfarktüsten ölme riski hiç fındık yemeyen bir
kimseye göre yarı yarıya azalabildiği düşünülüp fındığın çok yenmesi
gerekmektedir. Dünyada yapılan araştırmalarda Fındığın Kişide Oleik Asitin
kanda kollestrolün yükselmesini önlediği Kolestrolü %26.2 oranında
düşürdüğünü kan şekerini düzenlediğini ve kalp-damar hastalıklarına karşı
koruyucu etkiye sahip olduğunu ve kalp hastalıklarında koruyucu Apapratein
A-1'i % 28 artırdığı riskli Apapratein B yi %7,5 azalttığını ortaya
çıkmıştır.İşte Tirebolu’da fındıkla tatlananın sağlığı bu mükafata
kavuşacak. Dünyanın %60 fındığı ülkemizde; bu fındığın en tatlısı ve
faydalısı Tirebolu’da olduğuna göre, ve bunu da dünya bilip kendi yöre
halkımız bilemediğine ve anlayamadığına göre….ne diyelim… bu durum
düşündürücü. Et balık menusunu ise saymaya gerek yok. Çünkü mısır unlu
hamsinin tadını, Şantiye kekiğini yemiş koyunun etinin tadını bilmeyen yok
gibi. Biz yine de Tirebolu’da bulunan ve dünyada araştırılarak ispatlanan
Balığın Faydalarını açıklayalım ve yiyenlere,bu lokantada yiyecek olanlara
müjdesini verelim.Etin Faydalarını ise Şantiyede tadan anlar. Düzenli olarak
Balık yemenin fiziksel ve ruhsal sağlığımıza iyi geldiği, Yapılan
araştırmalarda Somon ve Uskumru gibi yağlı balıkların, vücuttaki iltihaba
karşı savaştığını buna da yapılarındaki Omega 3 yağ asidinin yol açtığı
belirlenmiştir. İnsan vücudunda bulunan ve "resolvin" adı verilen yağların
iltihabla savaştığını, bunların da yağlı balıklardaki yağ asitlerinden
sağlandığını kaydedilirken, bu yağların kardiyovasküler hastalıkların
önlenmesinde de büyük önem vurgulanmıştır. Bu Balık yağların, vücuttaki
iltihab hücrelerinin, iltihablı bölgede toplanmasının önüne geçtikleri
ispatlanmıştır. Balığın Kalp hastalığını ve felci önlediği, Kolesterol
metabolizmasını ayarladığı, Kemikler için yararlı olduğu, Şeker hastaları
için yararlı olduğu, Astım tehlikesini azalttığı, prostat kanserini
önlediği, kırışıklara karşı etkili olup cildi daima yenileyerek
gençleştirdiği, Balık yemenin vücuda mutluluk ve enerji verdiği, Balık yiyen
kadınların çocukları daha zeki olduğu araştırılarak ispatlanmıştır. Kanser
hastaları için yapılan bir araştırmada, kanser hücrelerini besleyen
maddelere balık yağını karıştıran uzmanlar, bu uygulamanın kanser
hücrelerini “intihara zorladığını” belirlendi. Kangreni önlediği, Migrene
iyi geldiği, Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren
tipi ağrıları önlediği vurgulanmıştır. Bu lokantada balık yiyenin göreceği
faydayı acaba kendisinden dinleyebilecek miyim? diye düşünüyorum. Balık
suyun içindeyken suyun kıymetini bilmediği gibi Tirebolu Tirebolu’nun
içindeyken Tirebolu’nun kıymetini bilmemesi….Neyse bu yorumu da siz yapın.
Bunların yapıldığı lokantada çay olmaz mı? Olmazsa soran çok olur zaten.
Bunun faydalarını da sıralayalım içinizde kalmasın. Çay, vücuttaki zararlı
maddeleri yok eder. İshali durdurur. Böbreklerin daha iyi çalışmasını
sağlar. Çaydaki teobromin ve teofilin maddeleri de idrar sökücü özelliğe
sahiptir. Böbreklerin düzenli çalışmasını sağlar. İçerdiği mineral maddeler
nedeniyle vücuttaki mineral madde dengesinin kurulmasında sudan çok daha
etkilidir. Tirebolu’da bu Lokantada döner durumda iken hem çayını yudumla
hemde sabit olarak doyumsuz manzara seyret ki; sağlığının tadına o zaman
varırsın. Hani Kanuni’nin bir sözü varya “Halk içinde muteber nesne yok
devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi”.
Bende buna göre diyorum ki: “Ülkem içinde benzer yer yok
Tirebolu gibi, Tirebolu benzeri bulunmaz sağlıklı yaşam yeri”. Bu Lokantada
menü lere, çocukken yaşlı babaannelerimizin yaptığı celecoş, siron, ömeç,
galdirik, kabalak, haşıl,Turşu yalaşı,buğday cırıtta ve fetiri,pancar
çorbası ,hopcin, babaannemin çitinde bulunan daha neleri ekleyecektim ama,
onuda öğrenmek isteyenler yaşlı ninelerden öğrensinler.Bu lokantayı açacak
olan şahısa ve burada bu nimetleri yiyerek sağlıklı yaşam sürecek olanlara
ve tüm Tirebolulara, Bu Lokanta şimdiden hayırlı olsun.
TİREBOLU MISIR ÜRÜNÜNE YATIRIMCI BULMALI.
Mısır bitkisinin hammadde olarak yapılan her mamulün merkezi
Tirebolu’da olmalı. Şimdiki yaşlılara sorun. Hep anlatırlar. “Eski
geleneklerimizde öküz sürmek mısır ekini yapmak, bu ekin fidelerine çapa
yapmak yabancı otlarını kazmak mısır büyüyünce de toplayıp kurutup su
değirmeninde un yapmak vardı.” diye söylerler.
Mısırı olmayan hane kesin fakir sayıldığını yaşlılarımız
anlatıyor. Şimdiki çay fındık gibi bolluğun o zamanki yeri mısır bitkisi
olduğu çok söyleniyor. Şimdi bu çok az kalmış ve yok olmak üzeredir.
Televizyonlarda daima programlar da söylerler. Anadaluda kaybolmaya yüz
tutmuş nimetlerin kaybolmaması için hep program yaparlar çareler
araştırırlar. Mısır her ne kadar Adapazarı gibi bazı illerimizde bol olsa
bile Tirebolu da yok olmaya yüz tutmuş kadar azdır. Artvin Borçka yöresinde
çok Rizeli yerleşmiştir. Rize’yi bırakıp buralara niye yerleştiğini
sorduğumuzda şu cevabı verdiler. “Eskiden Rize de çay hiç yokmuş.
Dedelerimiz Mısır bitkisi bu yörede çok bol oluyor ve Mısır’la geçimimiz tam
oluyor diye buralara yerleşmişler bizde böylelikle kalmışız” dediler. Ve
hala Mısır üretiminde o yöre Tirebolu’ya göre çok yapıyor. Eski
insanlarımızın yaptıkları gibi öküz sürme, imece toplama işleri gibi
zorluklar olmasa bile günümüzde müsait olan arazilerimize Traktör
girmektedir. Traktörün girebileceği alanlarda bu ürünümüzü çoğaltıp
Tirebolu’da sayalı gelir kaynaklarımız arasına katabiliriz. Mısır unu
çeşitli olarak sac ekmeği, normal mısır ekmeği, ömeç yemeği, balık kızartma
ve nişastada kullanılır. Şimdi buğday bunların çoğunun yerini almış olsa
bile, genellikle büyük şehirlerde büyük marketlerde ve köy ürünleri satan
yerlerde, Mısırdan yapılan mamuller paket olarak çok satılıyor. Tirebolu’da
bunların ana merkezi olma özelliği büyük olduğuna göre Mısır kaybolmamalı.
Tirebolu’ya Mısıryağı fabrikası kurulmalı. Tıpkı Ülkemizin çeşitli yerlerine
kurulmuş Zeytinyağı fabrikaları veya Ayçiçeği yağı fabrikaları gibi. Bilim
adamlarının yaptıkları tıbbi araştırmalarda Mısır tanelerinden elde edilen
Mısırözü yağının, sıvı bitkisel bir yemeklik yağ olarak, damar sertliğini
önlediğini, kullanan kişilere bu konuda büyük yarar sağladığını
belirtilmiştir. Bakınız Tirebolulu olmayanlar, Mısır bitkisinin tıbben
araştırmasını yapmışlar, bu bitkinin ne kadar faydalı olduğunu dünyaya
yayınlamışlardır. Mısır bitkisinin taneleri, yüksek oranda nişasta ile
doymamış yağ asitleri, A vitamini ve sterolleri içerir. Bu yüzden mısır
taneleri hem insanlar hem de hayvanlar için değerli bir besin kaynağıdır.
Mısır karası, Mısır koçanında urlar meydana getiren Ustilago maydis (DC.)
Corda (Ustilaginaceae) isimli mantarın sporlarıdır. Bu Sporlar siyah renkli
ve kömür tozu görünüşünde olup mısır taneleri yerinde oluşan urların içinde
bulunur. Halk arasında haricen kan kesici olarak kullanılmaktadır. Çavdar
mahmuzu ( Secale Cortunum ) 'na benzer bir etkisi olduğu bilinmektedir.
Mısır kömürü ve mısır yanığı gibi isimlerle de bilinir. İlaç olarak
kullanılan mısır püskülünün içerdiği maddeler ise şunlardır: Glikoz ve
maltoz gibi şekerler, steroller, reçine, potasyum tuzları ve uçucu yağ.
Bunların ise insana faydaları: 1-Sakinleştiricidir. 2. Bedeni güçlendirici
toniktir. 3. Romatizma tedavisinde yardımcı olur. 4. İdrar söktürücüdür. 5.
Mesane taşlarını düşürür. 6. Üretrit (idrar yolları enfeksiyonu), sistit
(mesane enfeksiyonu) ve prostatit (prostat bezi enfeksiyonu) tedavilerinde
etkilidir. Özellikle ayrıkotu ve civanperçemi ile birlikte kullanılırsa daha
etkili olur. 7. Çocuklarda böbrek sorunlarının atlatılmasına yardımcı olur.
Görüldüğü gibi, bu bitkinin en şifalı bölümü işte bu püsküllerdir.
Kullanılış şekilleri ise; Mısır püskülleri , döllenme başlamadan önce
kesilir ve gölgede kurutulur . Güvenilir bir idrar sökücü gerektiğinde ,
aynı zamanda etkili ve başka hiçbir zararı olmayan zayıflatma ve bedendeki
yağı azaltma ilacı olarak kullanılan mısır püskülü çayı içilebilir. Mısır
püskülü tam olarak kurutulmadan uzun süre saklandığında , idrar söktürücü
özelliğini yitirir ve dışkılama yı kolaylaştırır . Mısır püskülü çayı , taş
yapıcı idrar yolları hastalıklarında , kalp ödeminde ve başka ödemlerde
olduğu kadar, böbrek iltihabı , mesane nezlesi , romatizma ve gut
hastalığında da başarıyla kullanılabilir . Ayrıca , çocukların ve yaşlıların
yatağa işeme hallerinde ve böbrek sancılarında da yardımcı olur . Tüm bu
rahatsızlıklarda , her 2-3 saatte bir yemek kaşığı dolusu çay alınmalıdır .
Bu da aynen çay gibi hazırlanır Şöyle ki: Bir tatlı kaşığı dolusu ince
kıyılmış mısır püskülü , orta boy bir su bardağı dolusu kaynar suyla
haşlanır , 3-5 dakika demlendikten sonra süzülür . Tatlandırılmadan günde 3
bardak içilir. Tirebolu’ya Çorumda olan Leblebi gibi, mısır kuruyemiş
imalathanesi açılmalı ve kuruyemiş toptancılarına Tirebolu adıyla toptan
satılmalıdır. Mısır nişastası imalathanesi açılmalı. Ve bu ürünlerin
toptancılarına ambarlarına Tirebolu adı ve tadıyla verilmelidir.
Bu bitkinin anayurdu Güney Amerika olsa bile ülkemizde az
olmakla rağbeti büyük miktardadır. Hatta güney illerimizden bile Karadeniz e
mısır yemeye gelen bile vardır. Karadeniz’de Balığın tanımı ve tadı hep
mısırla yapılmalı ve bunun merkezi Tirebolu olmalıdır. Bu anlattıklarımız
Tirebolu dışında yapıldığına göre Tirebolu’da niye olmasın.
TİREBOLU’YA MÜZE DÜŞÜNCESİ
Sürekli gelişme ve kaynaşmayı ilke edinen şahıslar ve yerel
idareciler; bulunduğu yörenin geçmiş tarihinin ve kültürünün tamamını bir
çatı altında toplayarak ziyaretçilerine sunması, bu sebeple de hem daha iyi
tanıtım, hem de kâr sağlayarak gelişme sağlanması günümüzde çok çok önem
kazanmıştır.
İşte Tirebolu’nun, gerek uzun tarihi geçmişi ve kültürü
bulunması sebebiyle, gerekse Karadeniz sahilinin Orta Asya ya açılan önemli
geniş kavşak olma özelliği sebebiyle, büyük bir müzeye ihtiyacı vardır.
Ülkemizde Nüfus yoğunluğu ve Turizm’den kâr sağlayan nice yerleşim
birimlerinde, müzelerin önemi büyüktür. Gelişen Teknolojiye ve insanların
merak konularına göre Tirebolu’da müze, bir çatı altında şu kısımlarda
olmalıdır. 1-Tirebolu’nun uydudan fiziki yapısı, 2- Kent ve Yörenin tarihi
yapılarının Maket yapısı, 3-Geçmişte kullanılan malzemelerin sergisi.
4-Tirebolu’nun doğal güzellikleri resimleri sergisi, 5-Tirebolu’da bulunan
evcil veya doğa hayvanlarının resim veya maketleri, 6-Büyük Akvaryum. Şimdi
bunları Tirebolu için açıklayalım: 1- Tirebolu’nun uydudan Fiziki yapısı:
Tirebolu’ya yeni gelen hatta Tirebolu’nun yerlisi bile arazinin dağlık ve
dik oluşu sebebiyle, Tirebolu’nun mıntıkalarını, yükseklik ve gidiş yol
güzergahlarını, dere yatağı ve sırt yüksekliklerini bilememektedir. İşte
uydu görüntüleriyle, Tirebolu’nun görüntüsünü çok karelere dağıtmak
suretiyle, fiziki durumu belirgin biçimde uydu görüntü sergisini yapmak çok
yararlı olacaktır. Büyük şehirlerde bu vardır ve yararlıdır. Internet
Programlarında uydudan görüntü nettir ama, herkeste bilgisayar ve Internet
olmadığından Tirebolu’ya bu şarttır. 2- Kent ve Yörenin Tarihi yapılarının
ve yöresel yapılarının Maket yapısı: Tirebolu, çevresi ve köyleri çok tarihi
eserlerle, yani Cami çeşme, Tarihi evler, Köprü, Kale, tarihte ve günümüzde
kullanılan kayıklar ve küçük gemiler v.b.; Yöresel olarak da Eski Taş fırın,
Ahşap yapı(mazu) v.b gibi yapıların maket halinde oluşturup sergilenmesi.Bu
İstanbul için Haliç kenarında Maket Kent olarak sergisi var ve yoğun
ziyaretçi akını oluyor. 3- Geçmişte Kullanılan yöresel Malzemelerin Sergisi:
Eskiden kullanılan löküz, şamdan, yayık, el değirmeni, bakraç, sağan, öküz
sapanı, eski semer, iplik çıkrığı, gırklık, süt makinesi, Aşak, kalın sesli
koyun ve koç keleği, at zili, inek püskülü, at aynası...v.b. sergilenerek
ziyaretçilere gösterilmesi. Nice büyük kentlerde bu durum önem
kazanmış,hatta Erzurum’da Tarihi evlerin içersine böyle yaparak tesis
kurmuşlar, aşırı talep görüyor. 4- Tirebolu Doğal Güzelliklerinin Resim
sergisi: Tirebolu yöresinde özellikle Mayıs aylarında ortaya çıkan bir sürü
harika yalancı cennet diye tabir edilen manzaralar, şelaleler ve çağlayanlar
çok mevcuttur. Fotoğraf sanatçılarının buraların güzelliklerini yakalayıp
çekerek çok fotoğraflaması ve bunlarında bu müzede ışıklı dijital ortamda
sergilenmesi çok harika olacaktır. Bu Kayseri’de müzede çok güzel yapılıyor.
5- Tirebolu’da bulunan Evcil veya doğa hayvanlarının Resim veya maketleri:
Hayvancılık şimdi az görülse bile geçmişte çok yapılmıştır. İşte bu
hayvanların ve Tirebolu doğasında bulunan bütün hayvanların resim veya
maketleri sergilenerek tanıtılması çok mükemmel olacaktır. Ülkemizde nice
yerlerde bunu sergileme vardır. 6- Büyük Akvaryum: Tirebolu da hem deniz hem
de tatlı su hayvanları eskiden beri bindiğinden ve avları yapıldığından;
Tirebolu’ya büyük ve içindeki hol bölmelerinde gezilebilecek türden akvaryum
yapılıp, bu Akvaryumu iki kısıma ayırmak suretiyle; birinci kısma tatlı su
hayvanlarını, ikinçi kısma Deniz hayvanlarını koymak suretiyle ziyaretçilere
açılması, Tirebolu için çok mükemmel gelir kaynağı olacaktır. Böyle bir şey
Çin’de var ve ziyaret için Nerdeyse Dünya Akın ediyor. Tirebolu da müze
kurularak bu akvaryum niye olmasın ki…
Böyle Müze kurulduğu takdirde Daha benim bilemediğim ve
sayamadığım nice güzel şeyler Müzeye gelebilecek ve Tirebolu böyle
nimetlerle Karadeniz Bölgesinde, Hatta beklide Türkiye de Tek özellikli ilçe
konumunda olabilecektir. Tüm Tirebolular, Tirebolu tarihini ve Kültürünü
Medeniyet olarak unutmayıp ve unutturmayıp, Dünyalara tanıtarak sürekli
yaşatması gerekir.
TİREBOLU DA MİLLİ PARK OLMALI
Milli parklar dünya gündemine oturmuş ve sürekli izlenmesi
vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Türkiye’de kısmen olmasına rağmen milli
parklarımızın sayısı az ve kullanım alanları dardır
İşte Tirebolu sınırları milli park için daha çok kümes ve dik ve
engebeli arazi hayvanları için çok çok müsaittir. Daha çok Tirebolu’da
yüksek dağlık bölgelerinde boş arazi ve orman işletmeye bağlı geniş orman
alanları geniş yer tutmaktadır. Bu araziler eskisine göre zamanla daha da
dar haline getirilmiş, düşünülen her yerlere araba yolu yapmak üzere git
gide daha da daralmaktadır. Dünya gündemine baktığımızda,yeşil alanların
daraltıldığı, ağaçların azaltıldığı, sürekli yangınların çıktığı, balta
girmemiş ormanların çok azaldığı sürekli gündemde tutulur ve bunu
sıkıntıları dile getirilir. Gerek tedbir, gerekse ceza verilse bile bir
türlü bu sorunların önüne geçilememektedir. İşte Tirebolu’daki boş ve Orman
işletmeye bağlı araziler de bu sorunla karşı karşıyadır. Yetkililer bir an
önce önlem alıp bu arazileri bir bütün olarak koruma altına almakla
birlikte, tüm Karadeniz bölgesinde yaşayan yabani hayvan türlerini koruma
altına alması; gerek doğa ve orman zenginliğimiz, gerek turizm ve hayvan
sever derneklerinin dikkatlerini ve takdirlerini Tirebolu’ya çekmek için,
kaybolmaya yüz tutmuş hayvan türlerinin kurtarılması için, Belgesel
araştırmacılarının sürekli dikkat ve incelemelerinin Karadeniz olarak
Tirebolu’dan yapmaları için, geleceğimizin Akciğerlerinin kurtarılması için,
Tirebolu’da bulunan boş ve ormanlık arazilerin hepsi milli park haline
getirebilmelidirler. Halen bile dağlık bölge arazilerinde Kümes olarak
Çulluk, Kartal Karatavuk, gibi ismini saymakla bitiremediğimiz kuş türleri
yaşadığı gibi; Kurt, Çakal, Ayı, Elek geçi, Tilki, Tavşan gibi yine
isimlerini saymakla bitiremediğimiz yaban hayvanları çok yaşamaktadır. Ama
gitgide sayıları azalmaktadır. Yaşlı insanlarımızı bir dinleyin hep
anlatırlar; “Eygidi şu tarihte şuradan çok güzel kalabalık Çakal sesleri
duyardık ve sevinirdik” derler. Hâlâ bile bazı dağlık köylerde Camilerden
ezanlar okunmaya başlayınca çakallar hep birden bağırmaya başlıyor. Bazı
yaşlılarda yine anlatır;”Yaylaya çıkmıştım,Ormanın eteğindeki boş küçük
çayırlık yere, gözümün önünde Ayı geldi, oturdu, yavrusunu emzirdi,
güneşledi, çekti gitti. Bende korkmuştum.” Bunun gibi söylenti ve sözler
hemen hemen yaşlılarımızın çoğunun anılarında vardır. Gençlerimizde hemen
hemen çoğunun evinde av tüfeği olduğu gibi hangisinin tüfeği daha güçlü diye
yarış yaparlar ve avladığı yaban hayvanlarını av anını gururla anlatırlar.
Bu düşünceler, yöremizin yapısı için çok yanlıştır. Eğitim ve seminerlerle
düzeltilmesi gerekir.Ve zararlı hayvanlar bile (Kurt Domuz gibi) Tirebolu’ya
Milli park kurulduğu takdirde zararsız hale gelecektir. Dünyanın bazı
bölgelerinde büyük ve sazlık göletli olan milli parklar gibi Tirebolu’da
milli parkın aynısının olması arazi engebeleri olduğundan dolayı şart
değildir. Ama onlara benzeyen engebeli araziye uygun milli parkın
Tirebolu’da olması şarttır.
Böylelikle Milli park Kurulduğu taktirde bilmediğimiz ve
tanımağımız ama Karadeniz ikliminde yaşayabilen dünyadaki hayvan türlerinin
hepsinin Tirebolu’ya geleceği; böylelikle gerek yöremiz ve ülkemiz, gerekse
dünyanın Karadeniz ikliminde yaşan yabani hayvanlarını Tirebolu’dan tanıması
ve incelemesi gerçek olacaktır.(Bekir KEŞMER)
TİREBOLU YÖRESİNDE SOYDAN GELEN GELENEKLER.
Her Yörenin İnsanı, ister istemez ailesinin geldiği yeri, sülale
bilgilerini, soy olarak geldiği isim ve yerleri düşünür ve yakınlarıyla
konuşarak, şuan ki yaşayışında bulunan geleneklerin geçmiş dönemlerdeki
yapılarını müzakere eder. Tirebolu yöresinde halkın soy çeşitliliği çok olsa
bile, çoğunluğu soy bakımından Türkmenlerden Oğuz boyuna ait, Üç-Oklar
Kolunun en büyük oğlu olan Gök-Han’ın, dördüncü oğlu Çepni isimli şahıs ve
onun soyundandır. Yöremizde Soy bilgilerinin çeşitlilerinden en büyükleri
olan Çepni soyunun, doğuşu ve yaşayış yapısında bulunan bazı geleneklerin,
şimdiki yaşayışımızda devam eden özelliklerini ve kültür yapılarını
inceleyelim.
Tarihi Destanlarımızdan Oğuz Destanı'nın, Reşideddin
Rivayetindeki bilgilere göre, Türkmenlerden Oğuz-Han'ın; Taht’ta iken 6 tane
oğlu, bu oğlanlardan da 24 tane Erkek torunu olur. Oğuz-Han ölümünden hemen
sonra, yerine oğulları arasındaki en büyük oğlu Gün-Han Taht’a çıkar.
Baba Oğuz-Han, hayatta iken yanında daima veziri, yol göstericisi
Yengi-Kentli olan Irkıl-Hoca isminde bir Bilgin Zat vardır. Irkıl Hoca,
ayrıca bu Oğuz un oğlu Gün-Han'ın da veziri, yol göstericisi ve
öğreticisidir. Bu Irkıl Hoca, Oğuz-Han öldükten sonra, Babasının yerine
Taht’a geçen Gün-Han'a bir gün şöyle der:
"Babanız Oğuz-Han, çok büyük bir Hakan idi. Yeryüzündeki Ülkeleri
zapt etmiş ve böylece hazinelere, kıymetli mallara ve sayısız sürülere sahip
olmuştu. Ölürken de onları sizlere, yani altı tane oğullarına bırakıp gitti.
Sizlerin de Allahın emri ile her birinizin dörder tane değerli Erkek
Çocuklarınız, yani babanız Oğuz-Han’ın sizlerden yirmi dört tane torunları
oldu. Korkarım ki, gelecek zaman içersinde bu yirmi dört tane Çocuklar,
Dünya Malı ve Mülkü yüzünden birbirine düşman olacaklar ve kendi aralarında
hep savaşıp duracaklardır. Bence; bir büyüğünüz ve veziriniz olarak, siz 6
tane Erkek Kardeşlere tavsiyem; bu yirmi dört tane Çocuklarınızın her
birinin ayrı ayrı birer mevki ve makama tayin edilmesi, bunlara göre de
onlara birer ad ve unvan verilmesi çok uygun olacaktır. Her birinin ayrı
ayrı birer nişanı ve damgası da olsun. Bundan sonra her biri, kendi
fermanlarını, hazinelerini, sığır ve diğer hayvanlarını bu damga ve
nişanlarla birbirinden ayıracak olursa, aralarında anlaşamazlık olmayacak ve
kavga etmeyeceklerdir" der.
Taht’taki Gün-Han da cevap olarak Irkıl Hocaya: "Siz benim Babama
sağlığında çok güzel öğütler ve akıllar verirdiniz. Siz, artık benim Babam
yerindesiniz. Siz bize neyi hoş görürseniz, ben de öyle yaparım!" der.
Gerçekten de Gün-Han öyle yapmış ve Veziri Irkıl Hocanın sözlerini tam
yerine getirmiştir. Bu 24 tane çocuğun her birine makam unvan ve damga
vermiştir. Böylelikle günümüze kadar nesilleri kendi aralarında savaşmadan
yaşamışlardır.
|