Anadolu`nun Türkleşmesi
ve İslamlaşmasında Türk dervişlerinin büyük payı olmuştur. Bu dervişler
tekke ve zaviyelerini kurdukları yerlerde; tarım, bayındırlık ve eğitim
işlerine önderlik etmişlerdir.
Tekke
köyündeki zaviyenin de; Yavuz Sultan Selim`in Trabzon Valiliği
sırasında, annesi Gülbahar Hatun tarafından tahsis edildiği ve
yönetiminin de Hacı Abdullah Halife`ye (Sarı Halife) bırakıldığı,
köydeki Osmanlıca Vakfiyeden ve Tapu Tahrir Defteri`nden
anlaşılmaktadır.
Köydeki
zaviyeden günümüze; camii, zaviye, misafirhane, değirmen ve Tuğlacık
Köyü`ndeki türbe kalmıştır. Fırın ortadan kaldırılmış, zaviye
misafirhanesinin yerine ebe evi yapılmıştır.
Camii
12.90 x 9.00 m. ebadında olup; kalın taş duvarlıdır. Bir giriş ve kare
şeklinde bir harim kısmından meydana gelmektedir. Örtüsü dört omuzludur.
Zaviye,
Hacı Abdullah Halife`nin dergahıdır. 5.55 x 5.00 m. abadındaki zaviye,
kalın taş duvarlı bir altyapıya sahiptir. Kapısı doğu cephesindedir. Üç
basamaklı ahşap bir merdivenle çıkılır. Zaviye`de pöstekiler, asalar,
sırlı seramikler ve kandiller gibi eşyalar bulunmaktadır.
Misafirhane
iki katlı olup; birinci katı ahır, ikinci katı ise 11.10 x 11.10 m.
boyutunda ikametgahtır. Kuzeyinde bir hayat vardır. Girişte dar bir
koridora açılan üç oda ve bir tuvalet yer alır. Her odanın bir ocağı ve
taş dolapçıkları vardır. Bu misafirhanede gelip geçen bütün misafir ve
yolcular kalıyordu.
Değirmen; köyün
şimşirlik mevkiindedir. Su arkı ve oluğu büyük blok taşlardan
yapılmıştır. Esas duvarları ise gayrı-muntazamdır. Halen çalışmakta
olup, suyunun hiç bir zaman eksilip-artmadığı söylenmektedir.
Değirmenin yanından akan dere bazen kuruyup, bazen taşmakta ama bu
durum değirmeni hiç etkilememektedir.
Bugün Tekke Şeyhinin torunlarının elinde şu vesikalar vardır:
a. Kanuni Devrinden Kalma Bir Vakfiye:
Uzun
bir ceylan derisi (yaklaşık iki metre uzunluğunda ve yarım metre
eninde) üzerine siyah ve kırmızı mürekkeple yazılmıştır. Yukarıdan
aşağıya doğru besleme levhası, hamdele ve salvele levhası, Kanuni`nin
Tuğrası, Anadolu Kazaskeri Muhemmedü`r-Rumi Haşiyesi, Vakfiyenin esas
kısmı ve şahitler kısmından oluşmaktadır.
b. Üç Mezar Taşı:
Bu
taşlar tekke mensubu üç erkeğe ait birer baş şahidesidir. Her üç
şahidenin başında birbirinin aynı olan birer kavuk vardır. Mehmet oğlu
Es-Seyyid es-Şeyh Abdullah, Ali Şeyh-zade Ömer Ağa`nın oğlu Ali Ağa ve
Es-Seyyid Mehmet Şeyh oğlu Ali Şeyh şahideleri olduğu kitabelerinden
anlaşılmaktadır.
c. 1913 Yılından Kalma İki Berat:
Her iki berat da 5. Sultan Mehmet Reşat`ın tuğrasını taşımaktadır.
Belgelerin
incelenmesinden; Hacı Abdullah Halife Zaviyesi`nin 1400`lü yılların
sonundan, Cumhuriyet dönemine kadar hizmet verdiği anlaşılmaktadır.
Hacı Abdullah Halife Nakşibendi tarikatına mensuptu.
Sarı
Halife ile ilgili bazı olaylar nesilden nesile aktarılmış; günümüze
kadar galmiştir. Aktarılma şekli tam sağlıklı olmamamkla beraber
bunlardan bazıları şöyledir:
Sarı Halife köye
bir değirmen inşa etmiş ve bendini yaptıktan sonra, bugünkü suyun
olduğu yere asasını vurmuş, asanın vurulduğu yerden çıkan su, değirmeni
çevirmeye başlamış. Sarı Halife`nin değirmeni; öğütmek için mısır dahi
koymadan un yapmaya, Halife de bunları halka dağıtmaya başlamış.
Halife`nin kızı da kendisine yardım edermiş. Halife kızına, değirmenin
mısır konulan teknesine bakmamasını söyler ve iyice tembih edermiş.
Değirmen sürekli olarak, mısır koymadan, un yapmaya devam edermiş.
Kızın; ergenlik çağına gelince mısır konmadan un nereden geliyor diye
merakı artmış ve babasının tembihine rağmen tekneye bakmaya karar
vermiş. Tekneye bakınca; büyük bir yılanın ağzından mısır akıttığını
görmüş ve korkarak geri çekilmiş. Bundan sonra un kesilmiş. Babası
durumu anlamış ama yapılacak bir şey yokmuş.
Diğer
bir olay ise şöyle anlatılır: Halife köyden atına biner, Trabzon`a
gider, Şeyhzade`ye ders verip aynı gün köye dönermiş. (Köy ile Trabzon
arası 140 Km.dir.) Halife bir gün Trabzon`dan gelirken şimdiki ilçe
merkezinde namaz kılmak istemiş, ancak kendisine seccadesini serecek
yer vermemişler. Bunun üzerine atını dereye sürmüş ve akan suyun üzerine seccadesini sererek ikindi namazını kılmış, sonra da köye geri dönmüştür.
HALİFE TEKKESİNE KANUNİ`NİN VERDİĞİ VAKFİYENİN ÖZETİ
...Bu
vesika: en büyük sultan, büyük hakan, bütün ümmetlerin yönetiminin tek
yetkilisi... nice büyük burunları kıran, şahları yüzleri üzerinde
süründüren...yeryüzündeki bütün mazlumların sığınağı olan Allah`ın
(yeryüzündeki) gölgesi...Sultan Süleyman Han`ın ninesinin tekkesiyle
ilgili olup, babası Sultan Selim Han...kendisine arz-eylediği üzere,
azim olan Allah`ın sevabını isteyerek ve "o gün ki ne mal ne evlad
fayda verir, ancak iyi bir yürekle Allah`a yönelmek fayda verir."
(olarak nitelenen) günde, o günün sahibi ve maliki olan O`nun elemli
cezasından kaçınarak ve sadık bir niyet ile, Trabzon sancağındaki,
Kürtün kazasının, Yağlıdere nahiyesine bağlı olup; yerinin belirli
olmasından ötürü, sınırları ile niteliklerinin açıklanmasına gerek
olmayan bir bölgede, rahmetli Hacı Halife`nin yaptırmış olduğu zaviyeyi
şer`i olarak "vakf", geçerli olarak "habs" ve gönül rızası ile sadaka
edip...ve bu vakfı rızaen kabul ve burada yazılı olan şekilde iki
yönden sahih ve iki yönden şer`i olarak ve yazılı rivayetler dairesinde
(Osmanlı) sultanlarının vakıf kanununa göre, onun tarafından
(benimsenmiş) bulunmaktadır.
Orada
(gelen ve gidenlere) yemek verilecek; (herkese)...aynı derecede itibar
ve riayet gösterilecektir... buna ters durumlar içine girilmeyecektir...
Sultan
olsun, vezie olsun; kadı olsun, emir olsun; zaim olsun, rayib olsun;
hazır olsun, gaayip olsun; reayadan olsun, timar erbabından olsun; ve
bunlardan başka iyi adam olsun, kötü adam olsun; hiçbir kimsenin
tağyir, tebdil, tahrif veya tatil veya bunlara benzer beğenilmeyecek
herhangi bir işlemle herhangi bir şekil veya sebep altında vakfa
müdahalesi caiz olmayıp, her kim fesih veya tahrif suretiyle vakfa
müdahale ederse Yüce Allah, ceza gününde afv-etmez ve çeşit çeşit büyük
azaplarla onu cezalandırır...
Buna göre vakfiyenin şehadet altına alınması ve yazılması 950 (1543 Miladi) zilhiccesinin başlarında vuku buldu.
Rumi 1328`de Sultan Reşad Tarafından Verilen Berat Metni de Şöyledir:
Trabzon
kazasına bağlı Sıra (Mera) köyünde oturan, Abdullah Bey cami vakfından
ücretli olarak gündeliği bir akçe vazife ile söz konusu camide hatiplik
görevini üstlenen Süleyman oğlu Hasan`ın vefatı üzerine; bu yerde
yapılan bir imtihan neticesinde ehliyet ve liyakatı ortaya çıkan, onun
oğluna iş bu padişahın yüce buyruğunun bizzat kendisine verilmesine,
mahallinde yapılan soruşturma ve mahkeme tarafından yapılan teftişinde
ona bildirilmesi üzerine Evkaf Vekaleti tarafından özetlenerek bana arz
edilen ve neticesinde 1327 yılının Zilhicce ayının 23. günü benim
tarafımdan çıkartılmış bulunan Hattı Hümayun-u Şahanem gereğince,
hatipilik vazifesinin adı geçen şahsa verilmesine; O`nun bu resmi
görevine devam etmesine,
tembellik ve ihmalkarlık gösterilmesi halinde bu vazifenin ondan
alınarak bir başka şahsa verilmesi şartıyla da onun bu görevde yetkili
kılınmasına dair iş bu Padişahlık Beratımı verdim. Böylece ferman
buyurdum.
|