Rastgele Resimler

Ana Menü
| Kazıkbeli Anasayfa |
| Kazıkbeli Resimleri |
| Ziyaretçi Defteri |
| Kazıkbeli Yaylası Videoları |
| Nostalji-1 |
| Nostalji-2 |
| Nostalji-3 |
Kazıkbeli Yaylası
| Coğrafi Konumu |
| Tarihçesi |
| Kültür |
| Şenlikler |
| Yaylaya Gelen İlçeler |
| "KAZIKBELİ" İSMİNİN KÖKENİ |
Yöremiz Tarihi
Şiirler
| TÜRKÜ |
| Faruk Nafiz ÇAMLIBEL |
| OZAN ARİF |
| HÜSEYİN NİHAL ATSIZ |
| BEKİR SITKI ERDOĞAN |
| SEZAİ KARAKOÇ |
| Dağ Köyleri |
| HAMSİ DESTANI |
| Arif BÜK (Şiirler) |
Hikaye ve Efsaneler
Makaleler
İlgili Siteler
| Yaylamızla İlgili Siteler |
| Çepni Beyliği Dönemi |
|
|
|
MEHMET BİLGİN (ARAŞTIRMACI- YAZAR) ÇEPNİ BEYLİĞİ Trabzon krallığının doğal sınırlarını belirleyen dağların üzerindeki yaylalar, küçük aşiretler halinde hayvanları ile birlikte yarı göçebe yaşayan Türkler için verimli otlaklar olduğu kadar büyük kuvvetlerin hareketini kısıtlayan dar geçitlerden ulaşılan güvenli alanlardı. Birbirlerinden müstakil hareket eden aşiretler bazan onları bölgeden kovmak isteyen Trabzon kuvvetlerinin saldınlarına uğruyor fakat kısa sürede diğer gruplarla birleşip saldırganlan kovalıyorlardı. Sık sık tekrarlanan bu çatışmalar dağlık bölgelerin Rumlar tarafından boşaltılmasına Trabzon Krallığı'nm sınırlanmn dağlar üzerinden sahile doğru geri çekilmesine yol açmıştı. Zengin otlaklann bulunduğu dağların boş alanlar haline gelmesi hayvanlan için otlak arayan yeni gruplan bölgeye çeken en önemli etkenlerden biri idi. Trabzon Krallığı hudutlanna yığılmış bu küçük gruplarla baş edemiyordu. Birbirlerinden müstakil hareket eden gruplar ansızın sarayın duvarlarına kadar geliyor etrafı yakıp, yağmalayıp gidiyorlardı. Saldıran gruplara karşı krallığın savunma sistemi etkisiz kaldığı gibi onlarla kalıcı bir banş ta yapılamıyordu. Selçuklular'm Orta Asya'dan getirdikleri askerî tımar sistemini Anadolu'da da uygulamışlardı. Uçlara sevkedilen boyların beyleri aynı zamanda Selçuklu ordusunun bir parçası idi. Fakat bu uç beyleri iç kesimlerdeki timar sahiplerinden daha farklı bir statüye sahiptiler. Adeta yarı bağımsız bir şekilde hareket eden bu uç beylerinin etrafında mensup oldukları boy ya da aşiretten kuvvetler ve bunlann aileleri de bulunuyordu. Kendilerine verilen topraklara, sınırlan genişleterek yeni topraklar ilâve ediyor ve ellerindeki topraklar genellikle babadan oğula geçerek yurtluk haline geliyordu. Selçuklu hakimiyetinin Moğollar önünde zafiyete uğraması ile uçlara yerleşen bu gazi gruplann bağımsız hareket etme eğilimi daha da artmış, güvenlik nedeni ile küçük gruplar büyük grupların etrafında iyice kenetlenmişti. Daha önce bölgede Selçuklu ordusunun bir uzantısı olan uç beyleri etraflannda toplanan gruplann artması ile etkinliklerini yayıp beylik haline yükselmişlerdi. Bölgede bu süreçten geçerek kuran gruplardan biri de Çepniler'dir. 24 Oğuz boyundan biri olan Çepniler'in88 bu beyliği kuran grubunun bölgeye Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler)Tarihleri Boy Teşkilatı Destanları, İstanbul 1992, s. 327-335; Aynı mlf., Çepniler, İstanbul 1992.
ne zaman geldikleri konusunda açık bir kayıt bulunmamakla birlikte onların Sinop, Kastamonu, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane'den Yozgat'a kadar olan bölgede gruplar halinde bulunmaları Selçuklular'ın büyük boylan parçalayarak uçlara sevketme siyasetinin bir sonucudur. Aşiretler ya da gruplar halinde 13. ve 14. yy.'da Sivas'ın kuzeyinden Sinop'tan Giresun'a kadar olan bölgede faaliyet göstermiş olan gazi uç beylerinin hizmetinde olan Çepniler yeni bölgelerin açılmasında ve iskânında önemli görevler ifa etmişler daima Trabzon Krallığı'nm sınırlarında yaşamış ve sürekli olarak bu sınırları geri iterek yayılmışlardı. Çepni kelimesinin 24 Oğuz oğuz boyundan birinin adı olmasının yamsıra "Nerede düşman görse hemen savaşır" anlamı89 taşıması onların Trabzon Krallığı sınırında gösterdiği faaliyetler için de geçerlidir. 1277 yılında Sinop'u deniz yolu ile ele geçirmeye teşebbüs eden Trabzon Kralı George (1266-1280) un bu teşebbüsünün Türkân-ı Çepniler (Çepni Türkleri) tarafından önlendiği90 İbn-i Bîbi tarafından belirtilmektedir. Sinop bölgesinde gördüğümüz Çepniler'le Trabzon Kralı II. John (1280-1297) zamanında Ünye bölgesini fetheden91 Türkmenler arasında bulunan Çepniler'in aynı gruba mensup olup olmadıklarını bilemiyoruz, fakat 1301 yılında Trabzon Kralı II. Aleksius'un (1297-1330) Giresun önlerinde savaştığı Kuşdoğan, Trabzon Krallığı sınırlarını Ünye'den Giresun'a kadar geri iten Çepnilerin lideri idi. Açılan bu bölgede daha sonra bir beylik kurmuş olarak gördüğümüz Bayram Bey ve Hacı Emiroğullarınm Çepni olup olmadığına dair bir kayda rastlayamadık ama Fatsa'dan Giresun'a kadar olan bölgeye ait 15. yy. Osmanlı Belgelerinde92 çok sayıda Çepni adı taşıyan bey ve köy ismine rastlıyor olmamız bölgenin açılmasında ve iskân edilerek vatan yapılmasında Çepniler'in rolü konusunda fikir sahibi olmamız için yeterlidir. Anadolu'da Selçuklu hakimiyetinin Moğol istilası nedeni ile zayıflayıp çöktüğü (1256-1308) döneminde uç beylerinin emrinde Trabzon sınırlarının geriye itilmesini temin eden Çepniler arkalarındaki merkezi gücün ortadan kalktığı ve cephe gerisinde Mogollara ve birbirlerine karşı mücadele içinde F. Sümer Çepniler, s. 8. F. Sümer, aynı eser, s. 13. A. Bryer, aynı makale, s. 143. Bahaeddin Yediyıldız-Ünal Üstün. Ordu Yöresi Tarihinin Kaynakları I 1455 tarihli Tahrir Defteri, Ankara 1992, s. 93. Karye-i Çepni Tabi Göl (Gölköy ?) Hizmetkâr-! Kal'a-i Hafsamana, Köy halkı Bayram ve Mehmet Çepni vb. şekilde kayıtlıdır.
beyliklerin ortaya çıktığı dönemde de tutundukları yerlerde varlıklarını devam ettirmiş, ve bölgedeki oluşumların içinde yerini almıştı. Trabzon tarihçisi Panaretos 29 Haziran 1348'de Trabzon üzerine sefer düzenleyip üç gün süren kuşatmadan netice alamayarak geri çekilen Türkmen Beyleri ittifakında Erzincan Beyi Ahi Ayna Bey, Bayburt Beyi Rikabdar Mehmed Bey, Akkoyunlular Beyi Tur Ali Bey ile Bozdoğan liderliğinde Çepniler'in de bulunduğunu kaydeder.93 Bu bilgiyi değerlendirerek 1301 tarihinden itibaren Giresun bölgesinde gördüğümüz Çepniler'in 14. yy. boyunca Trabzon Krallığı sınırlarında, bazan yarım bağımsız bazan Bayburt, Erzincan, Şebinkarahisar, Sivas ve Canik bölgelerinde hüküm süren beylerle ittifak halinde çoğu zaman da bağımsız bir şekilde yaşadıklarını Trabzon Krallığı sınırlarını 13. yy. son çeyreğinde olandan daha yavaş bir şekilde geri ittiğini ve açtıkları bu yeni topraklara yoğun bir şekilde yerleştiklerini söyleyebiliriz. 16. ve 17. yüzyıla ait bölgeden haber veren kaynaklarda Trabzon'un güney ve güney batısı ile Giresun'un doğusunda yer alan bölgenin Çepni ismiyle adlandırılması94 Çepniler'in bu bölgedeki yoğun yerleşimini ve etkinliklerinin izlerinin ilerideki asırlarda bile devam ettiğini gösterir. Trabzon Sarayının vakanüvisti olan Panaretos Trabzon kralı III. Aleksius'un 1380 Şubat'mda Harşit Vadisi'nin güney ucunda yerleşmiş olan Çepniler üzerine bir sefer düzenlediğini yazarak bu sefere ait bilgiler verir.95 1380 Şubatında harekete geçen III. Aleksius bir kısım kuvvetlerini denizden sevkederken kendi de süvari ve yayalardan oluşan ordusu ile Harşit vadisinin ucuna gelir. Burada kuvvetlerini ikiye ayıran kral 600 yaya askeri Harşit çayının doğusunda Bedrama Kalesi yolu ile güneye doğru gönderirken kendisi de süvariler ve bir kısım yaya askerleri ile Harşit çayı boyunca ilerler. Hedefi Çepniler'in kışlaklarının bulunduğu Kürtün bölgesi idi. Panaretos'un Çepniler'in kış kampı olarak tanımladığı ve çadırlardan oluşan bu yerde daha önce yapılan çatışmalarda esir alınmış olan Rumlar da vardı. Günün erken saatlerinde kışlık kampa bir baskın yapan Trabzon kuvvetleri çadırları ateşe vermiş, kamptaki kadın ve çocukları öldürerek bir A. Bryer. aynı makale, s. 144. 16. yy. ikinci yarısında yaşamış olan Trabzonlu Coğrafyacı Mehmed Aşık Menazinil-evalim adlı eserinde Trabzon'un güney ve batısındaki dağlan Çepni Dağlan olarak adlandırır. A. Bryer. aynı makale, s. 147-148.
kısım esir Rumları kurtarmaya muvaffak olmuştu. Bedrama kalesinden yola çıkan kuvvet de Suma Kale ile Kürtün'ün doğu yanındaki dağlık kısımlardaki Çepni yerleşim yerlerini basmış, katliam yaparak ateşe vermişti. Baskın duyulmuş ve çevredeki Çepni grupları süratle toplanarak istilacılara karşı koymaya başlamışlardı. Çepniler'in kışlık kampını basan kral bir müddet burada kaldıktan sonra güneye doğru ilerlemiş fakat Çepniler'in mukavemetini öğrenince geri çekilmeye başlamıştı. Bedrama kolu da süratle geri çekiliyor, çekilme esnasında çevreden yetişen Çepniler'in saldırılarına uğruyorlardı. Çepniler'le çatışarak sahile inmiş olan Bedrama kolu daha önce planlandığı şekilde kralın bulunduğu grupla birleşmeyi umuyordu. Fakat sahilde kral ve kuvvetlerini bulamamış, hayal kırıklığına uğramışlardı. Bu sırada kendilerini takip etmekte olan Çepniler'in saldırısına uğramış ve büyük bir savaş olmuştu. Bu çatışmada 42 ölü veren Rumlar süratle doğuya doğru çekilmiş ve Trabzon'a dönmüşlerdi. Trabzon kralı III. Aleksius'un Harşit Vadisindeki Çepniler üzerine yaptığı bu seferde 100 kadar Türk kadın ve çocuk öldürülmüş ama Çepniler bölgeden atılamamıştı. Takip eden yıllarda Çepniler bölgedeki küçük Rum kalelerini teker teker feth edip bölgeyi gazi dervişler önderliğinde iskan etmişlerdi. 4 Mart 1380'de Çepniler'in kışlık kampına yapılan baskının bir kaç ay öncesindeki olaylara baktığmız zaman 14 Ağustos 1379'da kral kızını Tacettin Çelebi ile evlendirmek için Trabzon'dan ayrılıp Giresun'a gelince Şebinkarahisar Beyi Kılıç Arslan'ın Trabzon topraklarına saldırdığını öğrenerek gelini Giresun'da bırakıp Trabzon'a geri döndüğünü savunma tedbirleri aldıktan sonra Eylül ayı sonlarında Giresun'daki kızım alıp Ünye'ye gittiğini ve burada Tacettin Çelebi ile buluştuğunu görüyoruz. 8 Ekim'de düğünden sonra Trabzon'a dönen kralın Şubat 1380'de Çepniler'in üzerine sefer yapmak için Trabzon'dan ayrılmasına kadar geçen dört aylık sürede bu seferin hazırlıklarının yapıldığını düşünmememiz için hiç bir neden yok. Kış sonunda, havaların askeri bir hareket için elverişli olduğu günlerde harekete geçen kralın Çepniler'in kışlık kampında bulunan esir Rumları kurtarmayı amaçlaması bize bundan birkaç ay önce Ağustos ortasında Kılıç Arslan'ın Trabzon topraklarına yaptığı saldırıyı hatırlatmaktadır. Kuvvetle muhtemeldir ki o saldırı o dönemde Kılıç Arslan'la birlikte hareket eden Harşit Vadisindeki Çepniler tarafından yapılmıştı. Bölgenin coğrafî yapısını iyi bilenler Şebinkarahisar'dan Harşit Vadisinin güney ucuna ulaşmanın o günün şartlarında çok kolay olduğunu bilirler. Bu coğrafî özellik bize Harşit Vadisindeki Çepniler'in Şebinkara-
hisarı merkez yapan Çobanlı Şeyh Hasan-i Küçük'ün 5 Temmuz 1336'da Trabzon üzerine yürüdüğü zaman Çobanlılarla birlikte olduğunu düşündürmektedir. Nitekim Harşit çayının batı yakasında ve denizden yaklaşık 12 km. kadar içerde Çobankale adını taşıyan bir yerin bulunması bunu düşünmemiz için iyi bir nedendir. Ayrıca 1348'de Ahi Ayna Bey, Tur Ali Bey, Rikabdar Mehmed'le ittifak içinde Trabzon'a saldıran Bozdoğan liderliğindeki Çepniler'in de Harşit Vadisinin güneyindeki Çepniler olduğu şüphesizdir. Çünkü ittifaka dahil diğer grupların yaşadığı ve hüküm sürdüğü bölgeler belli ve onların bölgelerinde Çepni grubu olmadığı biliniyor. 1301'de Kuşdoğan liderliğinde Giresun'u alan Çepniler ve haklarında tarihi malûmata sahip olduğumuz diğer Çepni grupları 13 ve 14. yy. boyunca daima Trabzon'un batısına düşen coğrafyada karşımıza çıkmaktadır. Niksar'dan Ünye'ye kadar olan bölgenin ve Yeşilırmak Vadisinin hakimi olan Tacettin Çelebi ile sağlanan ittifak ve oluşturulan akrabalıktan sonra Harşit Vadisindeki Çepniler'in üzerine yürüyen III. Aleksius'un Fatsa'dan Giresun'a kadar olan bölgenin hakimi olan Hacı Emir ile de akraba ve ittifak halinde olduğunu hatırlayarak Çepniler'in Hacıemiroğul-lannm kontrolünde ya da onlarla ittifak halinde olmadığını söyleyebiliriz. Bu da onların Şebinkarahisar hakimi Kılıç Arslan'la işbirliği içinde olduklarım düşünmemiz için bir başka nedendir. Daima Trabzon Krallığının sınırlarında gördüğümüz Çepniler'in Trabzon Krallığı ile yaptığı mücadelelerde şöhret kazanmış gazi Çepni beyleri bu şöhretlerine paralel olarak bölgede kalıcı bir egemenlik sağlamış ve bölgede bir gazi uç beyliği kurmuşlardır. Çağdaş tarihi kaynaklarda hakkında bilgi bulunmayan bu beyliği, bölgeye ait Osmanlı belgeleri bize haber vermektedir. Osmanlılar Trabzon'un fethinden sonra bölgeye hakim olmuş ve buradaki mevcut Çepni Beyliği'ni iltihak etmişti. Trabzon Sancağı'na ait Tapu Tahrir Defterlerimde bu beyliğin varlığına işaret eden kayıtların bulunması döneme ait haber veren tarihlerde bahsedilmezse de bu beyliğin varlığı sınırları konusunda tereddüt bırakmaz. Bu çalışmamızda Başbakanlık Osmanlı Arşivi Maliyeden Müdevver 828 numarada bulunan 1486 tarihli Trabzon Sancağı Mufassal Tapu Tahrir Defteri'nde bulunan bazı kayıtları yorumlayarak merkezi Kürtün olup Harşit Vadisi'nin doğu ve batısındaki topraklarda kurulmuş olan Çepni Beyliği'nin varlığını, sınırlarını ve Çepniler'in bölgeyi açmasında önemli roller oynamış olan gazi uç beylerinin yanı sıra bölgenin iskan edilmesinde hizmet görmüş olan gazi dervişlere işaret etmekle yetineceğiz.
Tapu Tahrir Defterleri'nde Çepni Beyliği'ne işaret eden kayıtlardan iiki 15. yy da gazi Çepni Beylerinden biri olan Melik Ahmed Bey'den bahseden kayıttır. Bu kayıtta: "Vakf-ı Melik Ahmed Beğ ki Kürtün beği idi. Aslında Bedroma hisarın kafirden ol feth etmiştir. Mezraa-i Ağca Kilise, Mezra-yı Günlük, Mezraa-i Halya (?) Mezkur mezraalan Melik Ahmed Beğ Mevlana Ede Derviş'e vakf edüb eline mektup vermiş ki mezkûr Ede Derviş dahi bir zaviye bina edüb âyendeye ve revendeye hizmet içün şimdiki halde mezkûr Ede Derviş'in oğulları Mevlana İshak Fakih vakfiyesi üzere tasarruf olub âyendeye ve revendeye hizmet ider. İshak Fakih vefat edüb oğlu İbrahim Fakih tasarruf eder".96 Bu kayıttan öğrendiğimiz gibi III. Aleksius Harşit vadisindeki Çepniler üzerine sefer düzenlerken üs olarak kullandığı Bedroma Kalesi bu tarihten sonra muhtemelen 15. yy. ilk çeyreğinde Kürtün Beyi olan Melik Ahmed Bey tarafından fethedilmişti. Bu gazi uç beyi bölgenin iskan edilip kalıcı olarak vatan yapılması için zamanın manevi fetih sahibi gazi dervişlerinden sadece biri olan Mevlana Ede Derviş'e bir zaviye inşa edip bölgeyi şenlerdirmek ve gelip geçene hizmet vermek üzere bir toprak bağışlamış ve bunu vakıf haline getirmişti. Benzeri uygulamaları batı ucunda faaliyet gösteren Osmanlı Beyleri'nin de yaptığını biliyoruz.97 Osmanlılar'm küçük bir uç beyliğinden İmparatorluk safhasına yükselirken ve imparatorlukları dönemlerinde Anadolu'da ve Balkanlarla yaygın olarak uyguladıkları metodları Çepni Beğleri de gaza yolu ile açtıkları topraklarda uygulamışlardı. Bu kayıt bu uygulamalardan sadece birine işaret etmektedir. MAD, 828'de Çepni Beyliği'ne işaret eden ikinci kayıtta da: "Timâr-ı Musa veled-i Selmen Şah an-tahvîl-i Halil Beğ veled-i Mehmed Beğ mezkûr evailden Çepni Beğlerine hizmet edermiş sonra Trabzon Sancağı Beğlerine yoldaşlık etdüği sebepten müşârün-ileyh beğler dahi mezbûra kendü kağıtları ila timar etmişler"98 ifadesi yer almaktadır. 96 MAD 828, s. 723.
97 Ömer Lütfü Barkan, "Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskan ve Kolonizasyon Metodu 98 MAD 828, s. 719.
Bu ifadeden anlaşılacağı gibi Mehmed Beğ oğlu Halil Beğ eskiden Çepni Beğlerine hizmet eden bir sipahi idi ve bu tımar kendine Çepni Beğleri tarafından verilmişti. Halil Beğ bölge Osmanlı hakimiyetine girdiği dönemde Trabzon Sancak Beğleri ile yoldaşlık ettiği için Trabzon Sancak Beği de onun Çepni Beğliği tarafından verilmiş olan umarını kabul etmişti. Burada yer alan "müşarün-ileyh beğler (Çepni Beğleri) dahi mezbûra Halil Beğ veledi Mehmed Beğ kendü kağıtları ile timar etmişler" ifadesi bölgede Osmanlı hakimiyetinden önceki Çepni Beyliğinin varlığında şüphe bırakmayacak bir kayıttır. Defterde arazi bağışlayıp vakıf kuran ve timar veren Çepni Beylerinden başka Kadim (eski) Çepni Beğlerine" Kadim (eski) Çepni Beğleri oğlanlarına100. Çepni beğlerine hizmet etmiş olan sipahilere101, Kürtün sipahilerinin nökerlerine102 işaret eden kayıtlar da mevcuttur. Bütün bu kayıtlar bizim tanımlamaya çalıştığımız Çepni Beyliği'nin mevcudiyetine işaret eden kayıtlar olduğu gibi onlar hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcı olan bilgileri de içerir. Nitekim Çepniler hakkındaki çalışma ve yayınlan ile bu konuda tartışmasız otorite olan Faruk Sümer, Çepniler adlı kitabında ve Tirebolu Tarihi adlı bölge tarihine ışık tutan eserinde Trabzon Sancağına ait Tapu Tahrir Defterleri'nde Çepni Beyliği'nin kurulmuş bulunduğu bölgeye ait kayıtları yayınlamış ve burada yer alan bilgileri değerlendirerek Çepni Beyleri'nin Osmanlı'ya intikal etmiş varislerinden tımara tasarruf edenlerin mensup oldukları ailelerin soy kütüklerini tespit ederek yayınlamıştır. Sümer'in eserlerinde bir başka tespitde Çepni Vilayetine bağlı köylerin ismi, bu köylerin şimdiki adı ve bağlı olduğu vilayet ve kazalan gösteren listedir. Bu listeyi incelediğimiz zaman bugünkü idarî taksimata göre en doğudan başlayarak Trabzon'a bağlı Beşikdüzü ve Şalpazarı ilçesi, Giresun Vilayetine bağlı Eynesil, Görele, Çanakçı, Doğankent, Kürtün, Tirebolu, Zeamet-i Mustafa Beğ veled-i Ester. Kadimden Çepni Beğlerindendir (MAD 828, s. 734). Tımar-ı Ali veled-i Zeyneddin. Kadimden Çepni Beğleri oğullarındandır (MAD 828, s. 720). Timar-ı Yusuf Hayyat. Kadimden Çepni Beğlerine hizmet edermiş {MAD 828, s. 719). Tımar-ı İbrahim Fakih. Kadimden Kürtün Sipahilerindenmiş (MAD 828, s. 724); Cemaat-ı nökeran-ı Mehmed Beğ. Mezkûrlar Kürtünlü Mehmed Beğ nökeri olup yerleri ile ve yurtlan ile muaf ve müsellem olagelmişler. Şimdiki halde bu anda ber-kerar-ı sabık muaf ve müsellem olup... (MAD 828, s. 732).
Espiye, Yağlıdere, Keşap ve Dereli ilçelerinin kapladıkları bölgeyi Çepni Beyliği'nin hüküm sürdüğü topraklar olarak tanımlayabiliriz. Yine tahrir defterlerinde yer alan bazı kayıtlan değerlendirerek Çepniler'in beylik kurduğu bu sahada Üreğir, Alanyuntlu, Döger ve Eymür gibi diğer Oğuz boylarının ve Halaç Türkleri'ne mensup grupların da iskân edildiğini bu grupların da gazi Çepni Beyleri önderliğinde onlarla bütünleşerek Trabzon Kıratlığı ile cihad ettiklerini söylebiliriz. Uçlar aynı zamanda cihad bölgeleri idi. Gazi erler inanç uğruna gaza ederken hiç şühesiz hayvanları için cennet sayılan alanlara da sonsuza dek sahip olmayı arzu ediyorlardı. Müslüman olmaları onları daha önce Bizanslı eli ile Balkanlar'dan doğu sınırlarını korumak için Anadolu'ya geçirilmiş Peçenek ve Uzların, Selçuklulardan önce Anadolu'ya akınlarda bulunmuş ve Hristiyanlık potası içinde eritilerek artık yerli nüfustan sayılmaya başlanarak benimsenmiş Karluk, Kıpçak, Kalaç, Kanglı gibi Türk gruplarının, Trabzon Rum Krallığı'nm kurucusu Aleksius Komnen'e Gürcü Kraliçesi Thamar tarafından verilmiş olan orduda asker olan ve daha sonra krallığı sınır bölgelerine iskân edilmiş fakat millî kimliklerini kaybederek yerli halkla kaynaşmış Kuman boylarına mensup Türkler'in akibetinden korumuştu. Çepniler'in bu bölgeyi Türkleştirmesi ve İslamlaştırmasında gazi Çepni Beyleri'nin oluğu kadar gazi dervişlerin de rolü büyüktür. Boş bir alana akraba ve taallükatı ile gelip burayı şenlendiren, köyler kuran, derbentleri bekliyen, zaviyeler inşa edip gelene hizmet veren, değirmenler köprüler inşa edip onların bakım ve onarımını temin eden bu dervişler, Anadolu Beylikleri'nin ve Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda çok önemli roller ifa etmişlerdir. Bu husus başta Fuad Köprülü olmak üzere konu üzerinde çalışan birçok bilim adamı tarafından ortaya konmuş bu çalışmalarda işaret edilen müesseseler ileriki asırlarda da yaşayarak kimileri günümüze kadar ulaşmıştır. Tapu Tahrir Defteri'nde bu gazi dervişlere ve onların oluşturdukları müesseselere işaret eden bir çok kayıt mevcuttur. Yukarıda verdiğimiz kayıtta adı geçen Mevlana Ede Derviş Bedrama kalesini feth eden Melik Ahmed Bey'le aynı dönemde yaşamış gazi dervişlerden sadece bir tanesidir. Ondan sonra görev oğlu Mevlana İshak Fakıh tarafından sürdürülmüş ve bölge Osmanlılar'm eline geçtiği dönemde bu görev torunu İbrahim Fakıh tarafından üstlenmiş idi. Osmanlılar Çepni Beğliğinden kalan bu müesseseyi yaşatacak tedbirleri almaktan başka mensuplarına da bazı muafiyetler tanıyarak destek olmuşlardır. Belgede adı geçen her üç dervişin de Mevlana
ve Fakıh gibi dini tahsil yaptıklarını gösteren unvanlar taşıması onların dini faaliyetlerine açıklık getirmesi bakımından ayrıca önemlidir. Defterde bundan başka Alahnas Zaviyesi'nde faaliyet gösteren İsa Şeyh103 yine bölgede bir köye ismini vermiş olan ve bu köyde bir zaviye inşa etmiş olan Boynuyoğun Şeyh104, Derviş Murad105 gibi gelene geçene hizmet etmekle yükümlü zaviyedar din adamlarına ait kayıtlar da vardır. Bunlardan önemli olan bir tanesi de bu gün Yağlıdere ilçesindeki Tekke köyünde mevcut ve günümüze kadar ulaşabilmiş olan tekkenin ve zaviyenin banisine ait olandır. Defterde Ahi çukuru köyünde Vakf-ı Tekke-i Kasım Halife olarak kaydedilen bu müessese Kasım Halife tarafından kurulmuş ve Tahrir esnasında (1486) burada onun oğlu Abdullah Halife görev ifa etmekteydi. Daha sonra Abdullah Halife'nin oğlu Hacı Halife Trabzon'da vali olan Yavuz'un annesi Gülbahar Hatun'un himayesine mazhar olarak onun vakfiyesi içine alınmıştır106. Defterde ismi kaydedilen 11 kişinin bu tekkeye müderris hatib, imam ve müezzin olarak hizmet ettiklerinin belirtilmiş olması107 "padişahın devam-ı devleti duasına meşgul olunması" istenen bu müessesenin ve kadrosunun bölgenin dinî-kültür hayatı konusundaki rolü hakkında çok önemli ipuçları verir. Gerek Osmanlı belgelerindeki bilgileri değerlendirip varlığına ve bazı sosyal müesseselerine işaret etmeye çalıştığımız Çepni Beğliği, gerekse 14. yy. boyunca Trabzon Krallığı ile gaza edip topraklar açmış olan Şebinkarahisar, Hacı Emiroğulları ve Tacettinoğulları Beyliği 14. yy. boyunca Giresun bölgesinin açılıp iskân edilerek vatan yapılmasını temin etmiş olan beyliklerdir. Onların mirasına sahip olan Osmanlı Devleti de diğer bölgelerde uyguladığı siyaseti bu bölgede de uygulayarak fethi müteakip bölgenin idarî, sosyal yapısında pek değişiklik yapmadan, bir önceki idarenin kanunlarını pek fazla değiştirmeden uygulamış daha ileriki yıllarda ise imparatorluğu yönetmenin icabı olan uygulamaları burada da gerçekleştirerek kendi sistemini egemen kılmıştır. Bu değişimi bölgede ileriki yıllarda yapılmış olan tahrirlere ait defterlerde izlemek mümkün fakat bu çalışmamızın sınırı dışında kalan bir konudur. 103 MAD 828. s. 713. 104 MAD 828, s. 722. 105 MAD 828, s. 746. 1(^° Naci Yüngül, "Giresun Espiye İlçesinde Yavuz Sultan Selim'in Tesis Ettiği Gülbahar Hatun Tekkesi Vakfına Ait Vesikaların Değerlendirilmesi", Vakıflar Dergisi, XV (1982). 101-116. 107 MAD 828, s. 742. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Giriş Formu
Duyurular
| İLETİŞİM |
| 2008 Kazıkbeli Şenlik Resimleri |
Yöremiz Kültürü
Şehitler ve Şehitlikler
| Akdoğan Şehitliği |
| Çanakkale Şehitlikleri |
| Başkomutanlık Şehitlikleri |
Yöremizden Yetişenler
| Söğüteli'nden Zirveye |
| Bay Kemençe Katip Şadi |
| Ayhan Yüksel Kimdir? |
Anketler
Sitemizde
| Bugün | 39 |
| Dün | 129 |
| Hafta | 39 |
| Ay | 792 |
| Toplam | 93698 |

