Rastgele Resimler

IMG_1601.JPG.jpg

İlgili Siteler

Yaylamızla İlgili Siteler

Çeşitli Linkler

T.C.Kimlik No

Vergi Kimlik No
Kazıkbeli Yaylası Kazıkbeli Yaylası - Kazıkbeli, Muhacirlik ve Unutulan Hayatlar

Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu

TDK Güncel Türkçe Sözlük
TDK Yazım Kılavuzu
Kazıkbeli, Muhacirlik ve Unutulan Hayatlar Yazdır E-posta
Temel GÜNDOĞDU

1917 Rus İşgali ve Etkileri
Yurdumuz dünyanın en muhteşem doğal güzelliklerini bünyesinde barındıran, her yönüyle dünyanın dört bir tarafından turist çeken bir cennet. Bu cennet vatanın üzerinde yaşamak, onu yurt tutmak kadar önemli olsa gerektir. Bizler de yaklaşık bin yıldır bu cennetin içinde yaşıyor, gerektiğinde de yaşamanın bedelini canımızla ödüyoruz. Bu bedel dün ödendi, bugün de ödenmeye devam ediyor.

Geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz. Tarih bir milletin hafızasıdır. Ancak, Türk Milleti olarak bizim en zayıf noktalarımızdan birisi okumayı, yazmayı sevmiyor olmamız. Okumuyoruz, okumayı sevmiyoruz. Yazmak! Bu sözcük bizim lügatlerimizde yok. Biz tarih yapmışız, başkaları yazmış. Başkaları yazmış, acısını bizler çekiyoruz, bedelini bizler ödüyoruz. Nasıl? İşte günümüzde  yaşadıklarımız, bunun en somut örneği.

Çok merak ettim. Şöyle 80- 100 yıl öncesine dair eskilerle bir konuşayım,  neler biliyorlar, onları bir öğreneyim dedim. Heyhat! Hiçbir şey yok. Herkes kendince bir şeyler anlatıyor. Anlatıyor ama anlattıklarında hemen hemen hiç doğruluk payı yok.

Yaz tatilinde köyde sandıkları karıştırırken önemli bir belge geçti elime. Eski harflerle yazılmış bir belge. Bir inceleyip bakayım dedim, kimler var içinde. Baktım, araştırdım, sordum, karşılaştırdım. Bir sürü kayıp isimle karşı karşıya kaldım. Adamlar gitmişler köyden. Gitmişler ama nereye? O belirsiz. Peki ne zaman gitmişler? Muhacirlik yıllarında. Yani 1916-17’de. Bu yıllarda neler olmuş? Ruslar hemen hemen Kazıkbeli yaylasına kadar gelmişler. Bölgedeki Türkler, ta Batum’dan başlayarak batıya doğru göç etmeye başlamış. Göç yani hicret. Yani evlerini, ocaklarını, bağlarını, bahçelerini, her şeylerini terk etmişler.

Peki bizim köylerimizden göç edenler yok mu? Elbette var, hem de çok. Zaten köyler işgalden sonra yeniden şekillenmiş. Köylerden gidenlerin yerine yeni aileler yerleşmiş. İnsanın aklına hemen gidenlerin hepsinin dönüp dönmediği geliyor. Anladığımız kadarıyla herkes geri dönmemiş, ya da dönememiş. Gitmiş, göçmüş. Gidiş o gidiş. Bir daha geriyle herhangi bir bağlantı kurmadan.

Başta sözünü ettiğim defteri incelerken bir isme takılıp kaldım: Bükrüoğlu Recep. Ben de aynı sülaleden olunca biraz daha merakla araştırmaya koyuldum. Kim bu adam? Araştırınca gördüm ki çok da yabancı biri değil. Dedemin amcası. İsmi köyde iki şekilde varlığını sürdürüyor. Birincisi bir tarla ismi: Recep tarlası. İkincisi rahmetli Salih amcanın torununun ismi. O da annesinin babası olduğu için ismi yaşatmaya çalışmış.

Peki şimdi nerde Bükrüoğlu Recep ve onun çocukları, torunları? O bilinmiyor işte. Gitmiş, gitmek zorunda kalmış. Muhacirliğin o zor şartları altında köyden herkesle birlikte çıkmış. Hep beraber dağlarda günlerce soğuğa, açlığa, onca sıkıntıya birlikte göğüs gerilmiş. Sonra

savaş bitmiş. Ruslar çekilmiş, insanlar evlerine, yurtlarına dönmeye başlamış. Ancak dönenlerin içinde Bükrüoğlu Recep ve çocukları yok.

O döneme ait bilinen tek şey şimdiki Aktaş köyü yakınlarına kadar gidildiği. Bu esnada  Bükrüoğlu Recep’in kızı Maviş’e dargın olduğu, çünkü Maviş’in, babasının karşı çıkmasına rağmen Bükrüoğlu Mehmet’le kaçarak evlendiği elimize geçebilen bilgi kırıntıları. Dağlarda herkes ailesiyle birlikte yemek yerken Bükrüoğlu Recep, elindeki ekmeğin yarısını kızına gönderirmiş. Peki barışmışlar mı? O bilinmiyor. Bükrüoğlu Recep’in çocukları, torunları var mı? Varsa hangi soy ismi kullanıyorlar? Bütün bunlar bilmece. Ortada bir gerçek var. O da Rus işgali birçok ailenin dağılmasına, yok olmasına yol açmış ve bütün bağları koparmış.

Yine bu dönemde sekiz yaşında trajik bir şekilde kaybolan Bükrüoğlu Hanife’ye ne oldu? Kimler yanına alıp götürdü? Kim bilir ne hazin bir öyküsü vardır. Ancak bilinenler sadece bunlar, başka bilgi yok.

Keşke yazmayı sevseydik. Bütün bunları kaleme alabilseydik. Ama yok. Yazan da yok, okuyan da yok. Doğal olarak bilen de yok. Dün öyleydi, bugün de öyle. Değişen bir şey yok.

Sadece bir ülkenin değil, bölgenin, şehirlerin hatta köylerin de tarihi yazılmalıdır. Yazılmalıdır, çünkü göç bugün de sürüyor. Köyler dün savaştan boşalıyordu; bugün ekonomik, sosyal ve kültürel nedenlerden boşalıyor. Onun için her şey yazılmalı, her şey belgelere kazınmalıdır.

 
< Önceki   Sonraki >

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Anketler

Kazıkbeli yaylasının en çok hangi özelliğini beğeniyorsunuz?
 
Kazıkbeli yaylasında yapılan şenliklerle ilgili neler düşünüyorsunuz?
 

Sitemizde

Bugün33
Dün158
Hafta1051
Ay657
Toplam93563
© 2010 Kazıkbeli Yaylası
Joomla! is Free Software released under the GNU/GPL License.